TÜKETİM VE DESPOTLUK EL ELE…

Salt Beyoğlu’ndaki serginin adı “Nerden Geldik Buraya?”… Hem çok masum hem de çok tehlikeli bir soru! Bugün “burası” bir cehennem. Bir korku imparatorluğu…

Bugün “burası” terörün hepimizi tehdit ettiği, askere giden çocukların dönmediği, bebeklerin evlerde vurulduğu bir ülke… Bugün burası insanların birbirini linç etmeye kalktığı, düşüncesinden, dininden, dilinden, cinsiyetinden, cinsel tercihinden, görünümünden dolayı saldırıya uğrayıp öldürüldüğü bir ülke… Sahi, biz nerden geldik buraya?..

12 Eylül’den geldik

Sergiyi dolaşırken ölüyorum sandım. Yaşadım bunları ben, bunları yaşadım! Bunu da, bunu da, bunu da diye diye dolaştım ve ölmemek için zor tuttum kendimi.

Şöyle anlatayım. Sergi bir arşiv ve araştırma ürünü: 1980’den başlayarak, 24 Ocak 1980 kararları, 12 Eylül faşist askeri darbesi ve neoliberal politikalarla ilerleyen süreci irdeliyor. Gazete, dergi, reklam filmi, fotoğraf, video gibi arşiv materyalleri ve sinemadan örneklerle… Politik ve kültürel dinamikler bir arada…

Çelişkileri ve ilişkileri gözümüze ve yüreğimize soka soka ilerliyor… İşte 1983’te ANAP kuruldu. 1991’e kadar tek başına iktidarda kalacak. Ve ANAP armağanı: “Yaşasın Tüketim” anlayışı… Artık ne kadar tüketirsen o kadar “adam” yerine konuyorsun! Ne kadar tüketirsen o kadar “sözde özgür” olacaksın… Ne kadar çok tüketirsen o kadar çok refaha kavuşacaksın! Vaat edilen bu!

İşçi hakları, sendikal haklar hak getire! O yasak bu yasak! Neokapitalist sistemin ve tüketim toplumunun garantisi despotluk. Her şey yasak! Politik örgütlenme yasak! Ama toplumsal örgütlenmeyi durduramıyorlar!

Bellek tazeleme

Fotoğrafları izliyorum: Cumartesi Anneleri… Feminist Buluşmalar… Siyahlı kadınlar oturma eyleminde… Öte yanda televizyonda Semra Özal’ın “Papatyalar”ı… Lale Devri davetleri… (Evet aynen böyleydi… Çelişkiler yan yana.)
Aydınlar Dilekçesi: 8 Mart 1984… Biz aşağıda imzası bulunanlar… “Demokrasi, kurumları ve ilkeleriyle yaşar… diye başlayan… Aziz Nesin’in öncülüğünü yaptığı, o meşhur dilekçenin tam metni… (Evet, aynen böyleydi!)
İlk çevreci hareket: Caretta caretta… Aliağa Termik Santralı’na Hayır! Üçüncü Köprü’ye Hayır!

Politik mücadele

Gündelik hayat artık politik bir mücadele alanına dönüşmüştür!

Feministler, çevreciler, eşcinsel hakları aktivistleri, insan hakları savunucuları… İlk vicdani retçiler… Hepsi seferber olmuş yürüyor… Yürüyor, yürüyor, yürüyoruz! (Evet aynen böyleydi!)

Televizyonda Naim Süleymanoğlu, kendinden büyük ağırlıkları kaldırıyor! Güzeller güzeli Katarina Witt buz üzerinde fır dönüyor!

Onlar bunu yaparken bizim TRT yüzlerce kelimenin daha kullanılmasını yasaklıyor. Örneğin: Anımsamak, bellek, devinim, düşsel, ekin, doğa… Arapçaları varken niye öztürkçesi kullanılsın ki!!! (Aynen böyleydi. Ve yasağı duyan Gülriz Sururi o an, radyo ve televizyondaki işlerinden ayrıldı!)

ANAP’lı Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral, “Çayda bir miktar radyasyon olduğu doğrudur… ama bu radyasyon suya geçmediğinden tehlike arz etmez. Bu Allah’ın bir lütfudur” diyor… Ve televizyonda çay içiyor! Unutmak imkânsız!

Sergide sanatçılar Halil Altındere, Serdar Ateşer, Aslı Çavuşoğlu, Barış Doğrusöz, Ayşe Erkmen, Esra Ersen ve Hale Tenger’in 1980’lere dair işleriyle bu gerçekler arasında gidip geliyorum…

Arada kalbim sıkışır gibi oluyor: 40 yıl öncesini mi yaşamaktayım şimdi, yoksa daha mı kötüsünü… Hiç mi bir şey değişmedi? Hep daha mı kötüye gittik / geldik?

Sergi 29 Kasım’a dek sürüyor. Kaçırmayın.