KURBAN VE BAYRAM

Bayramlarda genellikle bu kavramın çağrıştırdığı olumlu, güzel şeyler üstüne yazılır.

Barıştan, kardeşlikten söz edilir.

Kurban bayramlarında bunu yapmak içimden hiç gelmemiştir.

Şu andaki duygum da budur.

Hele, bayramdan bir gün önce, tanık olduğum bir görünüm gözlerimin önünde bütün canlılığıyla durmaktayken…

Bir aracın bagajından ya da arkasından indirilmiş irice bir koyun aracın park edildiği depo gibi bir yerin karanlık geri bölümüne doğru iki kişinin kucağında götürülüyordu…

Bir başka deyişle iki canlı bir başka canlıyı teslim almış ölümüne götürmekteydi…

Ölüme götürülmekte olan canlının çaresizliği, mazlumluğu, onun için hiçbir şey yapılamayacak oluşun acısı içimi yaraladı…

Ölüme götüren canlılarla götürülen canlının arasında, canlı olmak duygusu, yaşama isteği ve istenci, var oluşa duyulan bağlılık bakımından hiçbir fark yoktu…

Tek fark, birilerinin ötekileri kesip pişirip yemek hakkını kendilerinde görmeleriydi.

Burada çok büyük bir adaletsizlik olduğundan en ufak bir kuşku duymuyorum…

***

Bir yerde, kesime götürülen bu hayvancıkların “adrenalin” salgıladıklarını okumuştum…

Konuşamadıkları için yaşadıkları stresi, kaygıyı, korkuyu dile getirebilme olanakları yok…

Güçleri yetebildiğince çırpınarak karşı koyuyorlar…

Her kurban bayramı”nda kasap elinden kaçan boğaların öyküsünü dizi film izler gibi okuyoruz…

Bir an kendimizi o kaçaklardan birinin yerine koyalım ve hiçbir kurtuluş umudu olmadığını da bilelim.

Ne yapardık?

Karşı koymaya gücü yetmeyen ya da güçleri tükenenler ise, tanık olduğum görüntüdeki gibi, insanın(insan olanın) içini yaralayan bir teslimiyetle kafaları kesilerek öldürülmeye götürülmekteler…

***

“Kurban” sözcüğünün aslı İbranicede “yakınlaşma” anlamına gelen “Korban” sözcüğü imiş.

Sadece İslam’da değil genel olarak bütün dinlerde “kurban”, söz konusu inanışın tapındığı Tanrı her ne ise ona olan bağlılığın bir simgesidir.

Tek tanrı inanışından çok önce, en eski puta taparlık dönemlerinde “kurban” geleneğinin etkinliği ve yaygınlığı biliniyor….

M.Ö. yüzüncü yılda yaşamış Latin şairi Vergilius’un “Aeneis” destanının sayfalarının kurban kanlarının lekeleriyle dolup taştığını bu konudaki yazılarımda daha önce de defalarca yazmıştım…

Yani kurban hiç bir dinin tekelinde ve bu anlamda da kanımca hiç birinin olmazsa olmazı değildir.

Kimse kusura bakmasın, ya da isteyen kusura bakabilir, fakat ben masum ve mazlum hayvanları herhangi bir dinsel inanış adına kesip şölen yapmayı bugün artık çoktan geride kalmış olması gereken ilkel bir töre olarak görüyorum…

***

Okurlarım bunları yazan kişinin bir etyemez (vegetaryen) olup olmadığını haklı olarak soracaklardır.

Sebze ve meyveye daha çok tutkun olsam da çoğumuz gibi ben de ne yazık ki etobur olarak yetiştirildim ve öyleyim…

Fakat bir canlının, aklı, beyni, yüreği, kendince duyguları olan bir başka canlıyı öldürüp yemesinin insanlığın büyük çoğunluğunca ilkellik olarak görülüp reddedileceği günlerin de er geç geleceğine inanıyorum…