ÖDÜLLER NE İŞE YARAR ?

1976’da “Festivallerin Festivali” adıyla doğan TİFF, o dönemin sinefil ortamında, yaşamına ödülsüz bir etkinlik olarak başlamıştı. Amaç, yıl boyunca dünyanın önemli festivallerinde göz dolduran filmleri Torontolu sinemaseverlere sunmak, sinemayı bir sanat olarak yüceltip kutlamak, kentte bir şenlik havası yaratmaktı. Sinema kulüpleri geleneği izleniyor, film sonunda davetli sanatçılarla uzun konuşmalar yapılıyordu. Asya’dan, Afrika’dan ya da Ortadoğu’dan gelen tanınmamış bir yönetmenin filmini izlemek için yüksek bilet fiyatlarına karşın uzun kuyruklar oluşturan merakli izleyici potansiyeli, etkinliğin hemen amacına ulaşmasını sağlamıştı. 1978’de gündeme gelen ilk ödülün “Seyircinin Seçimi” olması bu konumda çok doğaldı…

Toronto, 15-20 yıl boyunca, herkesin kendisini diğer konuklarla eşit hissettiği bir etkinlik olmayı sürdürdü. Türkiye’den ya da Burkina Faso’dan gelen bir yönetmen, Amerikalı ya da Fransız bir yönetmenle aynı oteli paylaşıp aynı mekânda yenilen yemeklerde tanışıp sohbet edebiliyordu. O yıllarda Fransa’da yaşayan genç bir zenci yönetmenin, “ilk defa kendimi Avrupalı yönetmenlerden farklı hissetmediğim yer burasi oldu” dediğini dün gibi anımsıyorum…

Ödül enflasyonu…

Pazar akşamı sona eren 40. Toronto Festivali’nin ödül listesi iki buçuk sayfa tutuyor.
Resmi katalogta yer alan beş değişik jürinin verdiği ödüller arasında ilk kez yer alan “Platform Ödülü” , TİFF’le Venedik arasındaki rekabeti körükler nitelikte oldugu için polemik yaratmıştı. “Farklı biçemlerde güçlü soluklar getiren “ 12 filmlik Platform seçkisi, geleceğin yönetmenlerine yeni kapılar açmak gibi güzel bir yaklaşımın ürünüydü. Tanınmış üç yönetmenden oluşan jüri ( Jia Zhang-ke, Claire Denis ve Agnieszka Holland ) 25 bin Kanada dolarıyla birlikte gelen bu ilk Platform Ödülü’nü, “herkesin yeryüzünde cennet sandığı bir ülkenin gerçeklerine, karmaşık ve kırılgan insan yazgısını sorgulayarak eğildiği” “Hurt” adlı filmiyle, Kanadalı yönetmen Alan Zweig’a veriyordu.

Para ödülleri, festivallerin prestijini arttırmak yerine, genç ya da az tanınan yönetmenlerin yeni projelerini destekler nitelikte olduğu oranda anlam ve sanatsal işlev kazanabiliyor.
Fipresci ödülleri ..

Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Federasyonu (FİPRESCİ) ödülleri , Toronto’da 24. kez veriliyordu. Türk sinemasının giderek “sıradanlaşmasının” dolaylı bir kanıtı da, bu jürinin başkanlığını genç Türk sinema yazarı Engin Ertan’ın yapıyor olmasıydı. Altı kişilik jüri, festivalin devasa kataloğundaki 19 değişik bölümden ikisini ele alabilmişti ancak.

“Discovery” seçkisinde yer alan Marko Skop “Eva Nova”ile; “Special Presentations” bölümünde yarışan Jonas Cuaron da “Desierto” ile eleştirmenler tarafından ödüllendirildiler.

Neden ödül ?

Sayıları durmadan artan sinema festivalleri arasındaki rekabetin para ödülü enflasyonuna yol açması, sanatların en genci olan sinemanın kendini küçük görme kompleksinden kurtulmakta zorlandığının bir göstergesi olarak ta yorumlanabilir. Örneğin, aynı liberal dünya pazarı koşullarında, müzik ya da edebiyat alanlarında verilen ödüller daha sağlam, daha eşitlikçi temellere sahip değiller mi?

Tiyatro alanından bir örnekle noktalayalım. Dünyanın en önemli uluslararası tiyatro etkinliklerinden biri olan Avignon Festivali’nde sunulan oyunlar arasında yarış yoktur. “Neden ödül verilmiyor ?” diye sormak ta kimsenin aklına gelmez…