SEÇMENDEN SANDIK KAÇIRMA!

Yakın çevremden bazı dostlar yazılarımla ilgili olarak “takdirlerini” şöyle dile getiriyorlar:

-Kürtlerle ilgili çok fazla yazmıyor musun?

Ben de az yazdığımı düşünerek “hayır” diyorum:

-Bir gazeteci, başta barış demokrasi ve insan hakları olmak üzere insanlığın evrensel değerlerini savunur. Ben de onu yapmaya çalışıyorum!

-Ama hep Kürtleri savunuyorsun!..

-Bu Kürtlerle ilgili değil, demokrasiyle ilgili bir mesele…

Konu böylece genişliyor. Acaba karşımdaki de haklı olabilir mi, diye düşünüyorum.

Kürt’süz bir yazı yazmak için oturuyorum. Bitirdiğimde yine aynı eleştirinin göbeğine düşüyorum.

Mesela 1Kasım 2015’te seçimler yapılacak. Herkes evine en yakın yerde kurulmuş sandıklara gidecek “özgürce” oyunu kullanacak!..

Sadece Cizre’de Hakkari’de, Batman’da bazı mahallelere sandık kurulmayacak. O mahallelerde oturan seçmenler kentin başka bir bölgesine kurulmuş olan sandığını arayıp, bulacak, sonra da –eğer imkân tanınırsa- oyunu kullanacak!..

Önümüzde daha 34 gün var. Bu sürede sandıkların seçmenlerin bulunduğu mahallelerden alınıp başka bölgelere kurulacağını “tarafsız”(!?!) cumhurbaşkanı açıkladı.

Ülkede bir hükümet var. Parlamento yerli yerinde… Daha da önemlisi Yüksek Seçim Kurulu adında bir kurum mevcut. Seçimle ilgili her türlü tasarruf ona ait. Ama bunların hiç birinden ses çıkmıyor. Sadece Tayyip Erdoğan konuşuyor:

-Taşımalı sistem başka şehirlerde de olacak!

Peki bu seçmen ile sandık arasına konulan “güvenli bölge” uygulaması nereleri kapsıyor?

Cizre, Hakkari, Batman’da Halkların Demokratik Partisi HDP’ye yüzde 90’lara varan oy oranlarının olduğu mahalleleri… HDP 7 Haziran 2015 Seçimlerinde yüzde 10 barajını aşıp, Erdoğan’ın “Başkanlık Rejimi” hayallerine son vermişti. Erdoğan da şimdi kendisine göre önlemler alıyor.

Acaba bu siyasi ahlaka sığıyor mu?

Daha önemlisi sadece HDP’ye oy verecek Kürtlerin sorunu mu?

Göz göre göre, demokrasinin ırzına geçiliyor. Bu uygulamaya karşı çıkmak, bir gazeteci için namus meselesi olmalı. Tabii diğer siyasi partileri de kenara ayırmak olmaz. Onlar için de böyle bir çıta var:

-Siyasi ahlak ve namus!

Gördüğünüz gibi “basit” bir demokrasi meselesine dikkat çekiyorsunuz, yazı geliyor Kürtlerin oy verme özgürlüğünün elinden alındığı gerçeğine tosluyor!

Bu olumsuzlukları bile “Canım ama onlar da…” diye başlayan cümlelerle izah edince, anti-demokrasi durağında siz de RTE ile birlikte inmek zorunda kalıyorsunuz:

-Piyango yine Kürtlere çıktı!..
 

Komşuda Pişer Bize de düşer mi?  

 
Geçtiğimiz hafta sonu (20 Eylül 2015) Yunanistan’da erken genel seçimler vardı.

Tamamen tesadüf eseri olarak o gün Selanik çevresindeki irili ufaklı yerleşimleri dolaşma imkanım oldu.

AB ile büyük sorunlar yaşayan ülkede kader seçimleri yapılıyordu. Büyük bir borç batağından nasıl kurulacaklarını hesap ediyorlardı. Emeklilerin aylıkları 2000 Euro’dan, önce 1400’e sonra da 1200’e indirilmişti.

Bu koşullar altında yer yerinden oynar değil mi?

Hayır, Yunanistan’da seçimlerin yapıldığını bizim gibi ilgili olanlar dışında hiçbir misafir hissetmiyordu. Ne caddeleri boydan boya kaplayan flamalar, ne yerlerde devasa çöp yığını oluşturmuş parti bayrakları, ne propaganda metinleri, ne broşürler vardı. Herkes işinde gücünde hayat normal ritminde devam ediyordu. Sağcı partilere oy veren seçmenlerin bulunduğu bölgelerdeydik. Pek çok seçmen “Çipras’a oy verdik” dedi:

-Bizim önceki sahtekarlar gibi değil, beceriksiz ama dürüst! Her şeyi açık seçik söylüyor.

Halktan gizli dolaplar çevirmiyor!

Sriza ve lideri Çipras yeniden birinci parti olmayı başardı.

O akşam kimse otomobillerine binip, kornalar çalarak gürültü kirliliği yaratmadı. Sadece televizyonlarda “çokbilmiş bu yüzden de devamlı yanılmış” uzmanlar gelecek için fallar açtılar, o kadar…

Yunanistan’da demokrasi başlı başına bir nitelik oluşturuyor. Bizimki gibi kuru gürültüden oluşan bir nicelik hali değil…

Hani çok yakınız ya, bu yüzden belki diyoruz:

-Komşuda pişer, bize de düşer!