İKTİDARIN ‘VUR KIR PARÇALA’AŞAMASI

Bir önceki seçime elinde barış kartı ile girdi. Artık annelerin gözyaşları kurumuştu. Ülke yıllardır kendi dağlarını bombalamak için milyar dolarları boşa harcamıştı.

Her gelişmeye kendine yontan “nalıncı keseri teorisiyle” bakan AKP ve onun pragmatist (!) lideri Kürt Barışı’ndan da kendisine iri bir lokma ayırmıştı:

-Başbakanlıkla, cumhurbaşkanlığını harmanlayıp başkan olacaktı!

Basit planı vardı Kürtlere diyecekti ki: artık bu devlet size bombalamayacak, karşılığında da siz beni başkan yapacaksınız!

1971’de ortaya çıkan Karaoğlan Bülent Ecevit’ten bu yana ortaya çıkan en etkileyici siyasi lider Selahattin Demirtaş üç kelime ile uzun adamı yere serdi:

-Seni Başkan Yaptırmayacağız!

Dediğini de yaptı. RTE alt üst oldu. Düşenin halinden düşenler anlar misali derhal Deniz Baykal’a sarıldı. Saray’ı falan anında terk etti.

RTE epeyce sallandı… Muhalefet de onu izledi. Baktı ki kimse hiçbir şey yapmıyor. Yerden kalktı, üstünü başını silkeledi. Sonra yeni kararını aldı:

-Barışla olmadı, şimdi savaşla deneyeceğiz!

Umutsuz bir yol haritası çizdi. Geriye döndü. Eskiden bu ceberut devletin yaptığı ne varsa hepsini uygulayacaktı. Kör terör, şiddet, kaos, şehit cenazeleri, ölü ele geçirilen teröristler…

Bunların hepsi umutsuzluğun işaretleridir. Hani takımının artık iyi futbol oynayarak maçı kazanamayacağını anlayan fanatik taraftarlar bitişe dakikalar kalan feveran ederler ya:

-Vur-kır-parçala/ bu maçı kazan!

Bu şekilde kazanan hiç olmadı. Ne futbolda ne de siyasette…

Özgürlük ve demokrasi için gelmişlerdi. Bu yüzden de çok geniş kesimlerin desteğini aldılar. Ama artık durum öyle değil.

Yapabileceklerinin en kötüsünü seçtiler: Baskı, şiddet, yıldırma!..

Ama amaçladıkları yere bir türlü varamıyorlar:

-Bana neden saygı göstermiyorsunuz?

Bunun Türkçesini şöyle okumak mümkün:

-Benden niye korkmuyorsunuz?

Çünkü Türkiye halkları onca askeri darbe dönemlerden geçerek şerbetlendi. Birincilerin yaptıkları trajik idi, bunların ki trajikomik oluyor. Bu yüzden de kimse korkmuyor.

O da korkutmak için kontrolsüz biçimde saldırıyor.

Ahmet Hakan saldırısı ağır bir çaresizlik gösterisidir. Katiyen polisiye bir olay değildir. Sonuna kadar siyasidir.

Aslında hedef aldığı medya grubu yıllarca onunla uzlaşmak için kendi içinde ne operasyonlar yaptı? Basının “Amiral Gemisi”nin rotasını ona göre ayarladılar:

-Tayyip Bey bu gazetenin yönetilebilir olduğunu görmek istiyor. Biz de bunu yapmıştık ki…

Hiçbir zaman olmadı. Bu konuda Tayyip Beyleri onlardan daha belkemikli çıktı. Hep karşılarında durdu. Geriye gide gide gazetelerinin çamlarına kadar dayandılar. Orada da durmadılar, gazetenin en çok okunan yazarının kemiklerini kırdılar.

Artık yapılması gereken tek şey: Sahici gazeteciliktir!.. İktidarı nasıl okşayalım gazeteciliği en dibe vurdu. Hürriyet basıldı! Yazarı dövüldü.

Öte yanda da; iktidar kucağına oturup kendilerini gazeteci sanan belkemiksizler güruhu bu saldırıyı da AKP’nin lehine yontabilirler:

-Eskiden böyle gazeteciler öldürülüyordu ama..!

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun şehit cenazelerinden çıkartıp, kendilerine yonttuğu bir “olumluluk” var ya:

-Artık anneler ana dillerinde ağıt yakabiliyorlar!!!

İktidarın leş kargalarını selamlayarak noktayı koyalım:

-Öldürmeyip dövdüğünüz için Ahmet Hakan adına seviniyoruz!