KATALONYA’DA POLİSİYE (2)

Fransız Katalan bölgesinin özgün lezzetlerinden biri, aperitif olarak içilen Banyuls şarabıdır. Collioure’un « Bir Denizden Ötekine » kitap festivalinin birinci günü, aslında yerel bağcılık kooperatifinden Banyuls almak için ortadan kaybolmuştum!

Türk şarapçılığını bitirmek için ağır vergilendirmeyle yetinmeyip markalardan söz etmeyi yasaklayan «AKP yasası »na karşı geldiğimi düşünenler için hemen açıklayayım:

Banyuls marka değil, tatlı bir şarap türüdür. Üretildiği bağın adıyla markalaşır. Festivalin polisiye roman yazarı Gildas Girodeau, « Neredeydin? Polis seni arıyor! » dediğinde, önce afalladım, sonra şaka yapıyor sandım.

« Ciddiyim! » dedi. « Vigipirate gereği, seni ve Gihen Ben Mahmoud’u izliyorlar. İkiniz de siyasal mücadele verdiğiniz riskli ülkelerden geliyorsunuz. Fransa’da seni sevmeyen Türkler, Kürtler, İslamcılar olabilir. Keza Tunuslu konuğumuzu da… Korumak için izliyorlar, anladın mı? Festival alanından ayrılacağın zaman lütfen nereye gideceğini önceden bildir ki, seni rahatsız etmeden takip edebilsinler! »

***

Birkaç saat önce, Gildas’a torunum Can’ın fotoğraflarını gösterdiğim aklıma geldi. Kendimi bir an, okulu kırıp dönüşte müdüre yakalanmış bir babaanne gibi hissettim. Hem de okula içki sokarken!

Bir yandan da verilen bilgileri sindirmeye çalışıyordum. Türkiye, Tunus, riskli ülke.

Neden? Çünkü ikisi de İslam ülkesi ve ikisinde de « sorunlar » var!

Fransa, Charlie Hebdo saldırısından beri Vigipirate, yani teyakkuz planını « kırmızı alarm » düzeyinde devreye soktu. Kime karşı? İslamcı terörizme karşı!

Anlamaya başlamıştım, ama inanamıyordum.

O sırada yanımıza, üniformalı biri geldi. Gildas, «İşte şef!» dedi. « İstersen ona sor. » Fransızlar komisere de komutana da şef derler. Ben de üniformalardan anlamam. Dolayısıyla adamın jandarma mı, polis mi olduğunu çıkartamadım. Güleryüzlüydü. Gildas’ın söylediklerini doğruladı.

Ne diyeceğim? Oturup ülkemin güllük gülistanlık olduğunu anlatacak, huzur için yaşandığını mı kanıtlamaya çalışacağım? «Söz, » dedim. « Bir daha haber vermeden sıvışmayacağım… »

***

Söyleşi zamanı gelmişti, dört konuk sırayla kitap severlerin karşısına çıktık. Ortalığın polis kaynadığını, kalabalık izleyici topluluğunun arkasında ayakta durup « pozisyon » aldıklarında farkettim.

Christina Fallaras, öz be öz Katalan olmasına karşın; Katalonya’nın İspanya’dan bağımsızlığına karşı « dişi bir kaplan » tutkusuyla mücadele ettiği için Barcelona’da tutunamamış, Madrid’de yaşıyor ve yazıyordu. En çok onu sevdim. Diana Lama, Napoli’nin Mafya’dan ibaret olmadığını savunan bir roman yazarı. Gihen Ben Mahmoud, Tunus’un yolsuz ve ilkesiz politikacılar yüzünden İslamcıların kucağına düşmekte olduğunu çarpıcı analizlerle anlattı. Ama Türk dizilerine olan düşkünlüğü ve Kıvanç Tatlıtuğ hayranlığıyla içime fenalıklar getirdi!

Benim ne konuştuğumu zaten tahmin edersiniz.

***

Söyleşi sonunda, kitap imzası başladı. İlgi yoğundu, ama çelik yelekli gövdeden uzanan bir elin « Gülün Öteki Adı »nın Fransızcasını uzattığını görünce, irkilmişim!

« Siz hayatımda kitap imzaladım ilk polissiniz, » diye özür dilemeye çalıştığımda, verdiği yanıtı unutmayacağım: « Bizim de bir kalbimiz ve bir aklımız var, Madam! »

Öteki, bir Katalan güzeliydi: Josefa. « Bir Gün Gece »yi imzalattı. Josefa, sendikalı ve feminist bir polis. Kendisiyle internet üzerinden yazışıyoruz, artık.

Ama en çok, Banyuls’ta yaşayan bir Türk sanatçıyı tanımaktan mutlu oldum: Devasa yontuları bir çok ülkede sergilenen Fetiye Boudevin. Üstelik okurum.

Onunla gurur duydum.

Yobazlık, dinden doğduğunu iddiaya cüret eden bir canavarlıktır. 
Voltaire