ÖYLEYSE BIRAKIN GELSİN

Sonbahar bu yıl niçin bu kadar iç burucu, böyle kasvetli ?

Türkiye’nin üzünç hallerinden mi? Değil: Bunun geçici olduğunu, bu rezaletin ergeç sona ereceğini, çocuklarımızın bir daha böyle karabasanlar izlemeyeceklerini biliyoruz.
 
Başka nedenleri olmalı: İlkokulda bize söyletilmiş o “Kurumuş dallar, sarı yapraklar-Ağaçlara veda eder- Onları alır hırçın bir rüzgar-uzaklara sürükler” şarkısı ve bu şarkının üzgün melodisi  midir acep bunun nedeni? Yoksa Nazım’ın Piraye’ye yazdıklarının en dokunaklısı, 1945 in 5 Kasım tarihli sonbaharlı şiirden mi kaynaklanır bu? “Çiçekli badem ağaçlarını unut-değmez-bu bahiste geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı – Islak saçlarını güneşte kurut: Olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın nemli, ağır kızıltılar-Sevgilim, sevgilim, mevsim sonbahar..”
 
Belki bin kez dinlediğimiz halde hala hoşumuza giden “Les  feuilles mortes (ölü yapraklar)” şarkısındandır. 1943 te sözlerini Jacques Prévert’ in yazdığı, Joseph Kosma’ nın bestelediği  bu şarkıyı söyleyenler  ne derlerdi ?  Fransızcasında, “Yaşam, sevenleri ayırır-yavaşça, gürültüsüz- ve deniz, kumsallarda, ayrılmış  sevgililerin ayak izlerini siler” Nat king Cole aynı melodiyle ne derdi, biz mahzun mahzun dans ederken ? “Sen gideli günler uzadı- Yakında eski kış şarkısını dinleyeceğim-Seni en çok sonbahar yaprakları düştüğünde özleyeceğim”. Gel de üzülme !
 
Sonbahar, belki de yaza göre daha loş ve az ışıklı olduğundan insanı daha çökkün kılar .  
 
Şarkıların, şiirlerin etkisiyle, güneş ışıklarının daha güçsüz ve yanpiri gelmelerinin sonucu karamsarlaşacaksak, sonbaharın    başında önlem almalıyız : Çare, bu mevsime daha şen-şakrak yaklaşan şarkılar, şiirler aramak ve güzü-bunların yardımıyla- farklı yorumlamaktadır.  
 
Hangi şiirler, hangi şarkılar ?

Jaques Prévert , harp sırasında “Les Feuilles Mortes” ı yazarken Avrupa’nın her yerinde bir Alman şarkısı söyleniyordu : Lili Marlene. Sonra Amerikan şarkıları, Avrupa ezgilerini sildi götürdüydü. Hala da öyledir.
 
Sonbahar çökkünlüğünü önleyecek Amerikanca pop müziği ürünleri varsa biri haber versin! Çoğu, bizim arabesklerimiz gibi sıkıntıyı gidermez, olsa olsa katmerler!
 
Burada da ümit, eski Doğu’nun dingin yapıtlarındadır:
 
Mesela, 17 yy da yaşamış Japon şairi Matsuo Başo ‘nun haykularıyla başlayın : “Güz rüzgarları esiyor-Hala ne yeşil –kestane kozalakları”. 18 yy şairlerinden Kobayaşi İssa da “Kollarını dizleri üstünde kavuşturmuş-bir derviş gibi” diye tanımlamış sonbahar akşamlarını . 19 yy da yaşamış başka bir Japon, Murakami Kijo, “Bir Sonbahar sabahında- aynaya bakıp-babamı görüyorum” demiş.

Eski haykucular, bize sonbaharın, dingin durup düşünmemiz için güçlü esin kaynakları içeren bir mevsim olduğunu hatırlatıyorlar :
 
Öyleyse bırakın, buyursun, gelsin !