ANKARA KATLİAMI

Uzakta olmak insanı daha fazla çaresiz kılıyor. Cumartesi sabahı (10 Ekim) Almanya’nın Detmolt kentinden havaalanına gitmek için Bremen’e doğru ilerlerken ilk bilgiler ulaştı. Trabzonlu gazeteci arkadaşımız Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu elindeki telefona bakarak okudu:

-Ankara’da bomba patladı. İlk belirlemelere göre 10’dan fazla ölü ve ağır yaralılar var!

Bu bilgiler her dakika artarak katlanacak ve bulunduğumuz otobüsün içine düşen bir ateşe dönüşecekti. İzmir evrensel muhabiri Özer Akdemir yakın arkadaşı EMEP Genel Yönetim Kurulu üyesi Korkmaz Tedik’i kaybettiğini Bremen’e vardığımızda öğrenecekti. İstanbul’a indiğimizde ise Merzifon Çevre Platformundan Eylem Oktay’ın gözleri kıpkırmızı olmuştu:

-Merzifonlu Metin Kürkçü’yü kaybetmişiz!

Ankara’ya düşen ateş bir anda binlerce kilometre uzaklarda gelip sizi yakabiliyordu.

Artık 10 Ekim de yaralı yürekli ülkenin acılı bir köşe taşını daha oluşturdu. Tıpkı 1 Mayıs 1977, Maraş 1978, Sivas 1993, Roboski 2011, Reyhanlı 2013, Suruç 2015 gibi…

Bu sıralı katliamları hangi güç yapmışsa “Ankara Katliamı” da onun hanesine yazılacaktır!

Yakın tarihin pek çok örneğinde olduğu gibi böylesi büyük operasyonlar ancak içinde veya başında devlet olmadan uygulanamaz!..

Devletin kumanda mekanizmasında kim varsa, onun için çalışır bu insan kıyma makinesi… Bilinmeyen bir şey değildir bu tespit.

Mesut Yılmaz’ın Başbakan olduğu dönemde meydana gelen Susurluk Kazası sonrasında Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş tarafından hazırlanan raporda aynen şu satırlar yer aldı:

“Devletin öldürme yetkisi vardır ve bu tartışılmaz!”

Bu kadar net olarak ifade edilmiştir!

Ankara’da bir araya gelen kitlenin siyasi ve sosyal olarak basit bir tahlili bile saldırganı bütün çıplaklığıyla ortaya
koyacaktır.

10 Ekim Ankara Mitingi’nin temel belgesi şöyleydi:

“Sarayın Savaşına Karşı Barış!”

Yani miting doğrudan bir kişinin ülkeyi sürüklediği felakete karşı uyarı niteliğindeydi. Somut talebi vardı. Eğer miting saldırısız sona erseydi, başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere savaş cephesi ve onun kemik yalayıcı medyası ağız dolusu sövgülerle, düzenleme komitesi DİSK, KESK, TTB, TMMOB ile HDP ve CHP’yi suçlayacaklardı. Bu olağanüstü bir tahmin değildir. Zaten devamlı olarak yapıyorlar.

Şimdi bu iktidarın hedefinde olanlar katledildiği için bir anda failler  kurbanların yanına geldiler:

-Acımız büyük, kalbimizden vurulduk, hedef Türkiye, canlarımız gitti…

Tıpkı katillerin cinayet mahalline dönmeleri gibi bir reflekstir bu durum.

Ne zamandan beri DİSK sizin canınız? Hangi tarihten beri KESK’i, TTB’ni, TMMOB’ni Türkiye olarak görüyorsunuz?

Katliamın bu kadar büyük olacağını tahmin etmedikleri belli… Bu yüzden parçalanmış cesetleri sahte sevgiyle manşetlerine sarıp, sarmaladılar.

Haberleri arsız bir yılışıklıkla “bu saldırı devletimize karşı yapılmıştır” dediler. Vatandaşlarının can güvenliklerini korumak görevi olan devlet, bu olayda bile, ilk refleks olarak saldırdı! Yaralıların bulunduğu alana polis gaz sıktı. Bu
yüzden de pek çok yaralı hastaneye giderken ya da hastanede öldü.

Ankara Katliamında kaybedilenlerin tümü muhalefet saflarındaydı. Ölenlerin yanında durup katile bakıldığında ise tek zanlı görülüyor. Geçmişte olduğu gibi bugün de aynı adres karşımıza çıkıyor:

-Devletimiz katildir!