TÜRK BASININDA TETİKÇİLİK

Mütareke basınında yazılar yazan bazı gazetecilerin kaleminin ölçüsü yoktu. Örneğin Alemdar gazetesinde yazan Refi Cevat Ulunay, 21 Nisan 1919 tarihli yazısında: « İngilizleri bekliyoruz. Türkler kendi güçleriyle adam olamaz, » diyordu.

14 Temmuz’da ise şöyle yazıyordu: « Türkiye’nin yabancı bir devlete dayanması şarttır. Bu devlet, İngiltere’den başkası olamaz. İslam dininin anahtarını İngiltere’nin güvenilir eline teslim etmekte İslam alemi için hiçbir tehlike yoktur. »

Refi Cevat, sadece İngiliz hayranlığını dile getirmekle kalmıyordu. Onun, yabancıların telkinleriyle Nemrut Mustafa’nın başkanlığını yaptığı Örfi İdare Mahkemesi’nde yargılanıp haksız yere idam edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal bey için yazdıkları da utanç vericidir. İşte 12 Nisan 1919 tarihli yazısından birkaç satır: « Kemal bey bir koldu. Şeriatın kuvvetli satırı insanlık için zararlı olan bir kolu kopardı. Sıra onu düşünen dimağlardadır. Bu kafalar taşın altında ezilmelidir. »

***

Ülkesi için dürüst ve fedakarca çalışan bir devlet görevlisi için söylenen bu kin ve öfke dolu sözler, o zamanki İstanbul basınının bir kesimindeki zihniyeti yansıtmaktadır.

Refi Cevat, Kurtuluş Savaşı’nı yapanlar için de farklı düşünmüyordu: « Anadolu harekatını tutan zehirli mahlukların kafaları ezilmelidir. » (13 Nisan 1920)

Refi Cevat’ın hınç ve öfke dolu sözlerle idamını desteklediği Boğazlıyan Kaymakamı ve Yozgat Mutasarrıf vekili Kemal Bey’in 2 şubat 1919’da başlayan yargılamasında, Nemrut Mustafa Paşa’nın özel gayretleriyle düzmece tanıklar dinlenmiş, sanığa savunma olanağı tanınmamıştı. 10 Nisan 1919’da Beyazıt Meydanı’nda idam edilen Kemal Bey, halka şöyle seslenmişti:

« Sevgili vatandaşlarım, ben bir Türk memuruyum. Sizlere yemin ederim ki masumum. Yabancı devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet! »

***

Nemrut Mustafa kimdi?

Emekli bir tümgeneral olan Mustafa Paşa, İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri’nin 5 Ocak 1919 tarihinde yazdığı bir raporda bildirdiğine göre, İngiliz Mandası altında Özerk Kürdistan kurulması fikrini destekleyenlerdendi.

Yani siyasetin içindeydi. Bir ara atandığı Bursa valiliğinden Tümen Komutanı Bekir Bey tarafından « aziz şehitlere dil uzattığı » için uzaklaştırılmıştı.

19 Ocak 1920 tarihli Yenigün gazetesine göre Nemrut Mustafa, verdiği demeçler dolayısıyla Esat Paşa başkanlığındaki Harp Divanı’nda yargılanmıştı. Böyle bir zat, nasıl olmuştu da Örfi İdare Mahkemesi başkanlığına getirilmişti?

Çünkü kendisi hem İngilizlerin, hem de Damat Ferit’in himayesindeydi. Yargıladığı sanıklardan Hüsamettin Ertürk’e söylediği şu sözler, birçok şeyi açıklamaya yeter: « Sizin dürüst bir asker olduğunuza inanıyorum, ama işgal altında çalışan bir Divanı Harp vicdanından ziyade hisleriyle hareket eder. Bu bize yukarıdan gelen emirdir. »

***

Mustafa Kemal Paşa’yı ve arkadaşlarını 11 Mayıs 1920 tarihinde idam cezasına çarptıran da Nemrut Mustafa’nın başkanlığını yaptığı mahkemedir.

24 Mayıs’ta Padişah Vahdettin tarafından onaylanan kararın gerekçesinde şöyle denilmektedir: « Kuvayı Milliye adı altında fitne ve bozgunculuk yapmak, halktan zorla para toplamak, asker almak, bozguncu nutuklar söylemek ve halkı isyana teşvik etmek… »

Bereket bu kararın uygulanmasına olanak bulamamışlardır.*

*ONUR ÖYMEN’in Bir Propaganda Silahı Olarak Basın başlıklı araştırma kitabından alıntılardır (Remzi Kitabevi, 2014)

***

Onur Öymen’in salt geçmişe değil, günümüz medyasına ışık tutan ve Türk basını hakkında çarpıcı bir araştırma olan kitabını yeni okudum. Hainlerin hep aynı « his » ve gerekçelerle hareket ettiğini, tekniğin de hiç değişmediğini anladım. Bir şey daha anladım: Bugün yaşadıklarımız, 80 yıl önce amacına ulaşamayan bir ihanetin intikamı. Bu kez kazanacak mı muktediri, yalakası, tetikçi basınıyla ülkemizi ve ülkümüzü satan hainler?
Bilmiyorum.

Birleştirmek istediğiniz vatana ya savaş, ya da dünya kupası verin.
Antoine Robein