SUÇLU BİLİNİYOR, SORUMLU BELLİ!

Ankara’yı kana bulayan dehşetengiz katliam, vicdanı olan tüm insanların soluğunu kesti. Yüreğimiz yaralı. Gözümüz kanlı. Acının ağırlığı altında ezildik, sustuk.

Zaten söylenecek ne kaldı ki?

Herşey söylendiğinde hiçbir şey söylenmemiş sayılmaz mı?

Faili meçhul bir cinayetin aydınlatılmasında sorulacak ilk soru, « kime yarar » olmalıdır: Cui Bono?

Formül, çağımızdan 2200 yıl önce Roma Konsülü ve Baş Yargıcı Lucius Cassius Longinus Ravilla’ya aittir.

Hatip ve hukukçu Çiçero’nun M.Ö.52 yılında suçluluğuna kesin gözle bakılan bir masumu idamdan kurtarmasına yaramış, dünya literatürüne «Pro Milone» diye anılan savunma metniyle kazandırılmıştır.

« Kime yarar » sorusu, gayet net anlaşıldığı gibi faili meçhul suçun sonucunu izleyerek nedenine varmayı hedefler. İki bin küsur yıldır geçerliliğini korumuş bir kuraldır.

Peki erken seçimlere çeyrek kala yapılan suikast, Türkiye’de kimlerin işine yaradı, hangi oluşum ya da partiye hizmet etti?

Resmi görünürlüğü olan hiç kimseye, hiç bir partiye yarar sağlamadığı kesin.

***

Demek failler kim ise, Türkiye’de birilerinin işine yaramayı düşünmüyorlardı!

Doğrudan halkı hedef aldılar, ülkeye zarar vermek istediler. Dolayısıyla failler yerli bile olsa, azmettirici yabancı olabilir.

Peki böyle bir katliam dışardaki hangi güçlerin ve neden işine yarar?

Doğrudur, yanlıştır, şahsen iki varsayım üstünde duruyorum.

Bunlardan biri, elbette IŞİD olabilir. Zaten Ortadoğu’dan başlayıp tüm dünyada cihat peşinde koşan IŞİD’in Türkiye’yi Suriye gibi yangın yerine çevirmek istemesi olağandır.

IŞİD’in yakın zamana kadar Laleli’de « askerlik şubesi » vardı. Avrupa ve Türkiye’den gönüllüler, bu şube üzerinden Suriye’ye geçiriliyor, ellerine de 400’er dolar yol parası veriliyordu.

Örgüt Bağcılar’da mağaza açtı, IŞİD tişörtleri, bayrakları falan satıyordu. Reyhanlı’yı da alışveriş merkezi yapmışlardı.

Suriye’de savaşanlardan bazıları Bolu’da eğitildiklerini, Sarıkamış’ta talim yaptıklarını söylüyordu.

Ankara’yı IŞİD’cilerin vurmasından kolay ne var?

***

Ama bir olasılık daha var: İran.

Petrol paralarının bir bölümü Türkiye’deki alavere dalavereyle iç edilen İran, AKP iktidarına Ortadoğu’daki Şii düşmanlarına ve başta IŞİD; Suriye’de Esad rejimini devirmek için çalışan Sünni oluşumlara verdiği destek dolayısıyla çok kızgın, çok kinli…

İstikrarsızlaşan bir Türkiye, dünyaya halen Ortadoğu’nun istikrar kalesi olarak görünen İran’ın hem işine yarar, hem de öcünü alır.

Üstelik, İran’ın çok gizemli istihbarat örgütü VEVAK, bizim MİT’i suya götürüp susuz götürecek kapasitede olup; geçmişte de gördük, Türkiye’de CİA ile MOSSAD’a parmak ısırtacak işler yapmıştır.

Diyelim ki Suruç’tan Ankara’ya Türkiye’yi kana bulayan suçlular bulundu, azmettirenlerin de suçtan ne yarar sağladıkları aşağı yukarı ortaya çıktı. Peki iktidar sütten çıkma ak kaşık mıdır? Hayır!

Katliamların suçlusu olmasa bile, sorumlusu AKP iktidarıdır.

Çünkü İran’ın « kaybolan » paralarından Ortadoğu’da izlenen Sünni yanlısı savaşçı politikaya, Türkiye’yi düşman komşularla çeviren, AKP’dir.

***

Zaten düşmanı sınırlarımızdan içeri sokup, bazılarını vatandaşlığa kabul eden de AKP’dir.

Devletin istihbarat ve güvenlik kurumlarını yandaş kılacağım diye iğdiş edenler, AKP muktedirleridir. IŞİD’in Türkiye’de cirit atmasına yol açan ve çanak tutan AKP hükümetleridir.

Halkı bizler ve sizler olarak bölen, toplumu ayrıştıran, muhalifleri şiddetle bastırmayı seçen, Alevi düşmanlığını körükleyen bu iktidardır!

Sonunda mafyanın desteğine muhtaç olacak kadar küçülen, Sedat Peker’e kan ve tehdit dolu seçim nutukları attıran da AKP’dir!

Ankara’daki insanlık failleri, kurbanlarıyla birlikte öldü. Azmettiricilerin kökü zaten dışarda.

Bu katliamın hesabını suçlusu değil, sorumlusu verecek!

Politikada her hata, bir cinayettir.
Eugène Chatelain