ÖLÜYORUZ İŞTE…

Bir zamanlar Türkiye, bütün motorları tam gaz çalışıp piste çakılı kalan, bir türlü havalanamayan Boeing 747’ye benzetilirdi.

«Şu PKK belası bitse, savaşa bunca para harcanmasa, bir uçacak pir uçacak! » denirdi.

PKK belası bitmedi. Üstüne IŞİD eklendi. DHKP-C zaten var.

Geldiğimiz noktada, artık havalanamayan bir uçak bile değil, ülke.

Daha sabit, betona gömülmüş bir kütleye benziyor.

Örneğin, kapısız bir balkona…

Balkon var, çıkmak hakkımız da var, ama çıkamıyoruz.

Çünkü balkon süs diye takılmış. Türkiye’nin balkonu var, desinler diye. Kapısı yok. Duvara monte.

Biraz hava almak, dört duvar arasındaki sıkışmışlıktan bir an için uzaklaşmak, şöyle bir ufka bakmak için pencerelerden kalas uzatmak, ip cambazı gibi ulaşmak zorundayız.

Ama o zamanda ya kalasın üstünde yürürken vuruyorlar ya da ayak bastığımızda…

Çıkılması haram, illaki çıkmak isteyene kurşun, bilyeli bomba; uğursuz bir balkon Türkiye.

Haydi herkes pencerelerin ardına, içeri, geriye! Hapisane mi, tımarhane mi giderek karışan kalın duvarların arkasına, sipere…

***

Ülkede kapısı olan tek balkon, AKP’nin iktidar balkonu.

Zaten altına da sadece AKP’lilerin toplanmasına izin veriliyor. Cevazlar veriliyor, ulufeler dağıtılıyor o balkondan. Ulufeleri alkışlayanlar topluyor.

Diğerleri, cevazları dört duvar arasına kapanıp tv’lerden izlemeye mahkum.

Başbakan Davutoğlu, işte o balkondan « ABD, Suriye’de PYD’ye silah yardımı yapıyor. Eğer bu silahları bize karşı kullanırlarsa, onları imha ederiz, » diyor.

Oysa ABD ile yapılan İncirlik anlaşmasının daha mürekkebi kurumamış; Malatya, Diyarbakır, Batman askeri havaalanlarını ABD’nin insanlı ya da insansız tüm uçaklarına bizzat senin hükümetin açmış. ABD de açıkça söylemiş,
PYD için « karadaki vurucu gücümüz », demiş.

Peki sen, ABD’ye açtığın havaalanlarını kime destek, kime köstek olmak için kullandırıyorsun?

***

Suriye’de kime karşı savaşıyor PYD?

Senin devirmeye çalıştığın Esad’la işbirliği içinde, senin göz yumduğun IŞİD’e karşı…

Havaalanlarını açtığın ABD, el altından Suriye hükümetiyle anlaştı.

Artık biliyor ki Başar Esad, daha uzun süre Şam’da kayısı… Pardon, kalıcı.

Rusya ve İran da geldiler yardımına.

IŞİD’e karşı kara harekatı başlayacak yakında. Hatta ufak ufak başladı.

Çünkü hepsi farkında: Savaşta hava bombardımanları düşmanı zayıflatır. Ama nihai zafer, ancak « süngüyle » kazanılır. Bu yüzdendir ki İran, kara ordusuyla geldi. Güvenilir kaynaklar, Hizbullah’ın en seçkin birliklerinin de kuzeye, Halep’e ulaştığını duyuruyorlar. Rus kara birlikleri keza. Kuşkun olmasın ki IŞİD ve diğer Esad muhaliflerini ezeceklerdir…

Sen belki henüz anlayamadın ama, ABD, Rusya ve İran, Suriye konusunda anlaştılar.

Üstelik, İsrail de « he » dedi. İran, İsrail’e el sallayacak mesafeye asker gönderiyor. Rusya, Hizbullah burnunun dibine konuşlanıyor. « He » demese, susar mıydı İsrail?

***

Barzani ve Talabani de susuyor. Paylarına düşecek parsayı bekliyorlar. IŞİD belası tepelenip çevre temizlendikten sonra; petroldü, doğal gazdı ne varsa uygun biçimde paylaşacaklar.

Suudiler, Yemen’i kör topal hallediyorlar.

Geriye ne kaldı? Türkiye.

Gereğinin yapıldığı ortada.

Geçenlerde, Yargıtay aşamasındaki Balyoz ve Ergenekon davaları vesilesiyle eski genel kurmay başkanı İlker Başbuğ esip gürledi. « Şöyle yapın, böyle yapın dedim, » falan. Basra harap olduktan sonra, geçiniz…

Orduya kurulan kumpasın obez savcıları da sıvıştı.

Gözümüzün pasında, bu savcıların kapısında kuyruk olup kuzu gibi kodes sıralarını bekleyen kurmayların, paşaların
hatırası…

Sonuçta bu kumpasçılar, bu cemaat, bu iktidar, ordu, muhalefet hepsi birbirini hak ediyor.

Ne kalıyor sizden ve onlardan olmayan halka?

Ölmek.

Ölüyoruz işte.

Savaş, insanların çatışmasıdır. Barış ise, fikirlerin savaşı. 
Victor Hugo