UNUTULUR GİDER

İnsan canının değersizleştiği, bilgisizliğin hüküm sürdüğü, adaletsizliğin her tarafa gölge ettiği, sığlığın her yerde kabul gördüğü bir memleket oluverdi Türkiye. Aklını yitirmiş, insani duygularından soyutlanmış, vicdanını kaybetmiş olanları baç tacı ettiğinden beri karanlık bir kuyunun en dibini boylamaya devam ediyor.

Gözüne perde inmiş… Kulakları sağır olmuş… Ağır aksak yürüyor…

Bitkin…

Korkak…

Zavallı…

Bedeni titrek…

Gözleri her gün yaşlı…

***

Kendi seçimlerimizdir bizi bu vaziyete düşüren. Biz istedik aslında tüm bunları yaşamayı. Mağduriyetin arkasına saklanmak, sefillikten haz duymak ve cahilliğin yarattığı boşlukta yuvarlanmak çok hoşumuza gitti. En saf duygularımızı bir kenara bırakarak, kötülükten taraf olmayı seçtik. Garip bir şekilde, itirazımızı yanlışa değil, doğru olana yapar olduk. İltifatlarımızın gittiği yer güzelliklerle dolu olacağına çirkinliklerle dolu olmaya başladı. İpi ileriye saracağımıza hep geriye doğru sardık. En nihayetinde de o ipi ayaklarımıza doladık. Yere düştük… Yaralandık…

Başımıza gelen hiçbir şeyi önemsemedik…

Yaşadıklarımıza şöyle bir dönüp bakmadık bile…

Çoğu zaman sadece izlemeyi tercih ettik…

***

Kahkahalarımızı susturmaya çalıştılar; biz yine de sustuk.

Eğitim sistemini rezil bir hale getirerek cahil bir nesli büyütmenin yolunu açtılar; biz görmezden geldik.

Başında örtü olmayan kadınları perdesiz eve benzeterek edilebilecek en büyük hakareti ettiler; biz sadece dinledik.

Ülke insanını her açıdan muhtaç bir hale getirdiler; biz yalnızca seyrettik.

Tüm heyecanımıza ve coşkumuza el koydular; biz buna bile “amenna” dedik.

Toplumu güçsüz ve bitap bir hale sokmak için ellerinden geleni yaptılar; biz onlara destek olmaya devam ettik.

Bizi bölmek ve parçalamak için gerek sözlü gerekse fiili her türlü yola başvurdular; biz bir arada durabilmek için en ufak bir mücadele bile vermedik.

Yollarımızı, sıralarımızı, merdivenlerimizi ayırdılar; biz bu ayrılığa bir “dur” dahi demedik, diyemedik.

Bizleri esaret altına almak için var güçleriyle çalıştılar; biz yine küçük de olsa bir karşı çıkışta bulunmadık. Aksine, önümüze konan kelepçeyi kendi rızamızla ellerimize geçiriverdik.

Yolumuzu şaşırdık…

Hayattan vazgeçtik…

Gerçeklere sırtımızı döndük…

Kendimizi kaybettik…

Ve en beteri de unuttuk… Bu ülkede işlenen cinayetleri, edilen zulümleri, yenilen hakları, geriye doğru gidişi, giderek artan niteliksizliği unuttuk. Yok yere verilen canları belleklerimizden kısa sürede siliverdik. Aklımızla, ruhumuzla, her şeyimizle zamanaşımına uğradık. Darmadağınız tepeden tırnağa…

***

2015’in onuncu ayının, onuncu gününde, saat onda bomba patladı Türkiye’nin tam göbeğinde. Tarihine bir vahşeti ve utancı daha eklemek zorunda kaldı bu ülke. Bilmem kaç canımızı daha yitirdik o gün. Sessizliğe gömüldü bir anda her yer. Havaya acının yarattığı kasvet rüzgârları hâkimdi geçtiğimiz hafta.

Nefes almak bir hayli yordu hepimizi…

Zor geldi yaşamak…

***

Ama boş verin tüm bunları;

Her şeyin unutulduğu gibi bu da unutulur gider bu ülkede.

Ne de olsa, kanın kokusuna alışıverdi burunlarımız!..