DEĞERLİ OLMAK MI, ÖNEMLİ OLMAK MI?

“Değerli” olmaktan ziyade “önemli” olmayı ön planda tutmuş toplumların yaşamak zorunda oldukları tek bir şey vardır: Gerilemek… Üretmek, değiştirmek, geliştirmek, dönüştürmek vs. kavramlar bu tip toplumlar için hiçbir anlam ifade etmez. Çünkü, onlar genellikle sadece önem arz eden şeylerle meşguldürler. Türlü türlü yollardan geçerek, cebi doldurmak ve küçük menfaatler peşinde koşturmak böyle toplumların en belirgin karakteristik özelliklerindendir.

Değerli ve önemli olmanın ayrımına varamamış kitleler, bu bilinçsizliklerini en basitinden sokak-cadde isimlerine yansıtmışlardır. Bu nedenledir ki, değerli olmaya öncelik tanımış Avrupa ülkelerinde sokaklara ve caddelere verilen isimler bilim adamlarının veya sanatçıların adlarından oluşuyorken, önemli olmayı yeğleyerek medeniyete sırt dönmüş toplumlar sokaklarına özellikle birçoğu değersiz olan politikacılarının adlarını koymuşlardır.

***

Bu durumun arkasında yatan en güçlü sebep bilgisizliktir, bilmemektir. Bu cahillik, hayat karşısında insanı çaresiz bırakır. Hayat tüm kapılarını acımasızca kapatır suratınıza.

İsteseniz de bir adım dahi ileriye adım atamazsınız böyle bir durumda. Zaten, yalnızca önemli olmayı seçerek, hayata hiçbir katkıda bulunmamayı söylüyorsanız, o halde hayattan da hiçbir şey bekleyemezsiniz. Böyle bir vaziyette, ancak ve ancak hayattan çeşit çeşit tokatlar yersiniz.

Tıpkı Türkiye gibi…

***

Biz bu özellikle de son elli yıllık ömrümüzde ne yaptık?

Hangi ara şöyle bir kendimize dönüp benliğimizi ve kimliğimizi keşfetmeye çabaladık?

Ne zaman gerçek anlamda okumak ve öğrenmek için heveslendik?

Hiç merak ettik mi?

Hayatı anlamlandırmak için kaçımız uğraştı?

Kaç ana-baba çocuğuna en önce insanca yaşamayı öğretmek için çırpındı?

Umursadıklarımızın başında sevgi ve emek mi, yoksa mal-mülk mü geldi?

Ne bulduk?

Neyi geliştirdik?

Ne için yaşadık?

Biz ne yaptık?…

***

Ben söyleyeyim…

Biz toplum olarak yalnızca önemli olmayı tercih ettik. Değerli olabilmek için hiçbir özveride bulunmadık.

Okumadık…

Merak etmedik…

Sormadık…

Sorgulamadık…

Her şeye yüzeysel bakmayı alışkanlık haline getirdik. Bu yüzden tüm hayati detayları kaçırarak hiçbir şeyi gerektiği gibi sindiremedik, özümseyemedik.

Bir de parayı çok sevdik. Arabalarımızın markaları ve evlerimizin balkonları bizi biz yapan öncelikler oluverdi. Adam olmayı, banka hesaplarımızdaki tutarlarla bir tuttuk.

Konuşmalarımızdaki güveni, cüzdanlarımızdan yayılan banknot kokularından alır olduk.

***

Hâl böyle olunca da hayattan sürekli tokatlar yedik… Hâlâ da yiyoruz… Ve yemeye de devam edeceğiz… İstediğimiz kadar seçim yapalım, istediğimiz partiyi iktidara taşıyalım, başa sürekli yeni birilerini getirelim…

Yine de nafile…

O tokat illaki patlayacak suratımızda.

Çünkü, biz hayatımız boyunca hiçbir zaman “değerli” olmayı istemedik.