DİKTATÖRE DİKTATÖR DEMEK

Tayyip Erdoğan, Saddam’dan Evren’e diktatör adları sayarak, « onlara diktatör denilebilir miydi, bana dediğinize göre demek ki değilim » anlamında sözlerini her fırsatta tekrarlıyor.

Düz mantıkla bakıldığında, doğru.

Örnekleri daha da şiddetlendirerek çoğaltabiliriz:

Hitler kendisine diktatör diyeni herhalde yaşatmazdı.

Stalin de öyle.

Pinoşe, Mussolini, Çavuşesku, Salazar, Franko, vb… uzak ve yakın tarihten sürüsüne bereket diktatör adı sayarak aynı soruyu sorabiliriz.

Bu diktatörlere diktatör diyenler canlarından olmasa bile hayatları sönerdi. Hapiste, sürgünde sürünüp can verirlerdi… Nitekim öyle de olmuştur…

Şimdi Tayyip Erdoğan, bakın ben kimseyi asmıyor, kurşuna dizmiyor, öldürtmüyorum, öyleyse diktatör değilim diyor…

Gerçi başbakanlık döneminde ve şimdi cumhurbaşkanlığında açılmış ve açılmakta olan hakaret davalarında, suçlanan kişilere para ve hapis cezaları yağmakta…

“Eh… bu kadar kusur…” diye başlayıp ünlü deyimi azıcık değiştirerek sürdürebilirsiniz: “… en ileri demokrasilerde de bulunur…”

Hiç öyle değil…

İleri demokrasiler şurada dursun, yakın ve uzak tarihimizin hiçbir döneminde, Erdoğan’ın tanımıyla “cennetmekan Abdülhamit” zamanında bile, eleştiriye bu kadar tahammülsüz olunmamış, bu kadar çok ceza yağdırılmamıştır.

Başbakanlığı döneminde kendisine ve partisine hakaret ettiği iddiasıyla hakkında dava açılmış olanlardan biri de benim…

Bir TV programında, “bunlar seçimde kaybetseler de iktidarı bırakmayacaklardır”… dediğim için…

Neyse ki aklanmıştım…

Diktatör henüz oraya kadar uzanamamıştı demek ki…

***

Şimdi girişteki “düz mantık” kavramını biraz açayım…

Düz mantık, bir şey, bir nesne hakkında, ne ise hep odur, o kalacaktır diye düşünmektir…

O şey ya da nesneyi, çevreden, durumdan, zamandan yalıtlayarak ele almaktır.

Tayyip Erdoğan’ın başka(irdeleyici, diyalektik) bir mantıkla düşünmesi beklenemeyeceği için, ben diktatör değilim demeye çalışırken sözlerinin altında yatan anlam şu ya da bu diktatöre benzemediğidir.

Doğrudur, adını saydığı, sayabileceğimiz diktatörlerden hiçbiri değil…

O diktatörlerin her birini yaratan kişisel, toplumsal, öznel koşullar, başka başka dönemler, farklı süreçler var…

Tayyip Erdoğan kendi diktatörlüğüne İstanbul Belediye Başkanlığı döneminden bu günlere, adım adım, sabırla, kararlılıkla ilerliyor…

Sivil ve askersel bürokrasiyi sindirmeyi başardı. Yargı erkini parçaladı. Kendi polis gücünü oluşturdu. Eğitim alanında istediklerinin çoğunu, belki hepsini gerçekleştirdi. Geriye bir tek parlamentonun etkisini yok ederek diktatörlüğünün “yasal” dayanaklarını oluşturmak kalmıştı. Bir önceki seçimde istediğini elde edebilse bunu da yapacaktı… Şimdi şansını bir kez daha deneyecek…

***

Tayyip Erdoğan tipolojisi bir Ortadoğu diktatörlüğüdür.

Kaçak güreşen, bir adım ileri bir adım geri oynayan, çeşitli kılıklara girebilen, hısım akraba kayıran, geri kalmış, ikinci sınıf bir diktatörlük…

Bu diktatörlüğün önündeki başlıca engel, hakkında“cennetmekan” değil “mekânı cehennemin dibi olsun” diye düşündüğünden kuşku duyulamayacak Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyetinin evrensel değerleridir.

Bu engeli aşabilecek mi?…

Doğrusunu isterseniz, sanmıyorum…

Fakat ola ki aşabilirse nasıl bir diktatör olacağını hep birlikte görecek, yanı sıra kimlerin diktatör diyip ya da demeye devam edip, kimlerin bunu bile söylemeyi göze alamayacağını yine birlikte izleyeceğiz…