HERZAMAN TEK BAŞINA

Çetin Altan’ı 22 Ekim’de (2015) kaybettik… 22 Ekim onun hayatında çok önemli bir tarihe denk düşüyordu:

“22 Ekim 1965 Cuma günü İstanbul Bağımsız Milletvekili olarak ilk defa giriyordum Büyük Millet Meclisine… Bağımsız olmasına bağımsızdım ama İstanbul TİP listesinin ikinci sıra adayı olarak kazanmıştım.”

Bu satırlar “Ben Milletvekili iken” adlı kitabından alıntıdır.

Çetin Ağabey TBMM’ye ilk girdiği günden 50 yıl sonra hayata gözlerini yumdu.  

***

Türkiye İşçi Partisi (TİP) 1961’de kurulmuştu, 1965 Seçimlerinde de 15 milletvekiliyle parlamentoya girmişti. Umut dolu bir gelişmeydi Türkiye için… (O tarihte ABD’de siyahların oy hakkı resmen var, fiilen yoktu!)

Çetin Altan Türkiye’nin umudu olan 15 kişiden biriydi. Şüphesiz en dikkat çekici olanaydı. O kadar ki, daha ilk gün Meclis’te Adalet Partisi milletvekilleri onun bıyıklarına küfür etmişlerdi. Sonra giydiği ekose cekete takmışlardı. Cekette komünizm propagandası aramışlardı.

Türkiye sağının genlerinde olan “kazmalık” parlamentolarda bile yontulamamıştı. 17 Şubat 1968 gecesi o “kazmalık” en üst noktasına çıkıp, TİP Milletvekili Çetin Altan’ı Genel Kurul Salonunda linç etmeye kadar varmıştı:

“…AP’liler sıraların üzerinden atlıya zıplaya geliyorlardı üstüme… Ayaktaydım. İlk geleni ittim. İkinci geleni de… Biri arkamdan çekti. Aralarına düştüm. Tostoparlak olmuş, başını sıraların altına saklamıştım.

Bir an sıraların arasından bir tabancanın üstüme doğrultulduğunu gördüm. Bir an ‘demek her şey burada bitiyor’ dedim. O anda Yunus Koçak üstüme kapandı. Tabancanın kabzasıyla onun başına vuruyorlardı.

Ortalık kan içindeydi.

Nermin Neftçi bir çığlık attı: Adam öldürüyorlar!

Bu çığlık ve kan AP’lileri biraz ayılttı. Ortalık durulup gibi oldu.  Kamil Kırıkoğlu (CHP) koluma girmiş beni kaldırıyordu… Gözlüğüm kırılmış, kravatım dışarı fırlamış, gömleğim ceketim tekme izlerinden simsiyah olmuştu…” (Ben Milletvekili iken kitabından)
Bu saldırıların kaynağı ise iktidar partisinden devlet bakanı Seyfi Öztürk’ün yaptığı konuşma oluşturuyordu. TİP’i ve Çetin Altan’ı suçlayan konuşmanın en önemli dayanağı ise “Türk Mahkemelerinin mahkum ettiği vatan haini Nazım Hikmet’i en büyük şair” olarak tanımlaması yatıyordu!

İlkelliğin boyutlarına bakar mısınız?

Çetin Altan 1965 seçimleri sırasında Taksim’de yapılan TİP mitinginde “Sosyalist partidir bu” demiş alan alkıştan yıkılmıştı. O tarihte sosyalist kelimesi de fazlaca telaffuz edilemiyor onun yerine “toplumcu parti” tercih ediliyordu. Altan’ın o mitingdeki sözleri de parti önderleri arasında pek hoş karşılanmamış, gereksiz bir dikkat çekmek olarak kabul edilmişti.

Zaten o yıllarda Kürt Sorunu da coğrafi olarak tanımlanıyor “Doğu Sorunu” deniliyordu.

***

Çetin Altan birçok yazısında dile getirmişti Türkiye ve benzeri toplumlarda aydın olmanın çilesini:

-Geri kalmış bir toplumda doğruyu ilk söyleyenin başına gelmedik kalmaz!..

Günümüz gençleri için ne kadar anlamsız değil mi?

Nazım Hikmet en büyük şairdir!

Çetin Altan, Yunus Koçak’ın korumasına karşın AP’lilerin o saldırısında bir gözünü kaybetti.

Çetin Altan’ın yazılarında modern toplum olmanın anayasa maddeleri saklıdır. Mesela kentli olmak için şöyle derdi:

-Aynı adreste 150 yıl oturmak!

İyi bir yazı için de ölçü koymuştu:

-100 yıl sonra da okunuyorsa o zaman iyi bir yazıdır!

Bütün bunları alt alta dizdiğinizde rahatlıkla şunu söyleyebilirsiniz. Çetin Altan bu topraklara 150-200 yıl erken gelmiş bir dahidir. Bir başka anlatımla:

-Çetin Altan sonraki yılların insanıydı! diyebiliriz.

Onu kaybetmemizin tek tesellisi yazdıkları olabilir. Önümüzdeki yıllarda kuşaklar boyunca doyasıya okuyacağımız kadar çok yazılı eseri var.

Çetin Altan toplumcu mücadele içinde yer almasına karşın bir özelliği hepsinin önüne geçti:

-Her zaman tek başına olmayı seçti!