CEVAP

Bir spor kulübü başkanının “Benim ailem onurlu bir aile, bana önce adamlığı, adam gibi yaşamayı öğrettiler” dedikten sonra “ben kadın gibi 100 sene yaşayacağıma, adam gibi 1 sene yaşarım, adam gibi ölürüm” demesi üzerine kuracaktım bugünkü yazıyı ama vazgeçtim. Kapkara bir zihniyetin dışavurumu, daha korkunç söylemlere yerini bıraktı iki gün önce…

Şu son bir ay içinde yaşadıklarımız akıllara durgunluk veriyor. Ama biz hâlâ soluk alıp vermeyi sürdürebiliyoruz. Amma dayanıklı milletmişiz!

(Patlayan bombalar. Ölüm. Kan. Dehşet. Suç ortaklarının şiddeti. Kayyum. Baskı. Tehdit. Yasaklar… Geçelim…)

Yabancı dostlar, uluslararası kuruluşlar şaşıyor. Hâlâ nasıl gülebiliyorsunuz,
konuşabiliyorsunuz; çocuklarınızla şakalaşabiliyorsunuz diye…

Diyorum ki onlara: Biz tuhaf bir milletiz, küllerimizden yeniden yeniden doğarız… İşimiz gücümüz umut yaratmaktır… Mustafa Kemal’den öğrendik… Atatürk’ü örnek aldık… Öyle derinlere kök saldı ki ondan edindiğimiz değerler, kolay kolay kimse yok edemez, silemez…

Diyorum ki onlara: Biz güneşi içenlerin türküsünü söyledik. Topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk. Eğilmedik, bükülmedik. Aç susuz da kalsak, gece hain ve karanlık da olsa, sevdamızdan vazgeçmedik. Her karanlık gecenin sonunda güneşin mutlak doğacağına inandık…

‘29 Ekim yas, 10 Kasım bayram’

İki gün önce internete, Twitter’a, elektronik postalara düşen o iğrenç söylem bir yaratıktan geliyordu. (Kadın demeye dilim varmadığından yaratık diyorum.)
“Bir gün gelecek, 29 Ekim’i yas 10 Kasım’ı bayram olarak kutlayacağız” diyordu…

Belki sahte, belki kasıtlı yayılmış bir tümceydi…

Her ne olursa olsun, kime ait olursa olsun derhal bunun yalanlanması gerekiyordu.

“Bizimle yakından uzaktan ilişkisi olan kimse böyle bir cümle kurmaz, kuramaz” denmeliydi… (Gülümsediğinizi görür gibiyim. Yani bence demeliydi.) Ama hayır böyle bir yalanlama gelmedi.

Bunu okuduğum an, yüreğime Nâzım’ın “Cevap” şiiri düştü… Bakmayın “Putları kırıyoruz” edebiyat tartışmasının bir parçası olduğuna, şiirin son bölümü iki gündür aklımda vals yapıyor…

“Behey! Kara maça bey!

Halka ahmak diyen sensin.

Halkın soyulmuş derisinden sırtına frak giyen sensin.

Yala bal tutan beş parmağını beş çürük muz gibi

homurdanarak dolaş besili bir domuz gibi

Meydan senin… mi dersin?

Hata edersin, bizde o göz var mı baksana!

Ben içirmek için sana kendi kara kanını, bir ateş çemberle çevirdim dört yanını.

Sağa git yok geçit

sola git yok,

ileri geri yok.

Kıvır kuyruk kalemini kalbine sok bir akrep gibi intihar et.”