KAPOLARA KARŞI BİR ADAM

Bugün, bir ülke tarihinde « kader » denilen karar günüdür. Bugün Türkiye son kavşakta, yolunu ve yönünü seçecek. Geri dönüşü olmayacak, çünkü bütün manevra alanları geride kaldı, önünde röfüj bile yok artık.

Ya yüzünü evrensel değerlere, gerçek bilgiye, bireysel eşitlik, özgürlük, ortak adalet ve dürüstlüğe dönüp uygarlık yolunda ilerleyecek; ya da güçlünün güçsüzü dövdüğü ve insanın mal, kul, hatta leş sayıldığı mafya düzenini seçip hızla çürüyeceği bir gayya kuyusuna düşecek.

Fikret İlkiz, seçimini hep birinci yönde yapmış, yönünü hiç değiştirmemiş bir hukukçudur. Basın davalarında otorite kabul edilen bir avukat…

Dostluğumuz 1985 yılında, Cumhuriyet gazetesinde başlar. O gazetenin avukatıdır, ben de çaylak muhabir, taze yazar. Ama Fikret İlkiz’i en doğru tarif eden tümce, ortak arkadaşımız Nazım Alpman’a aittir: « Başı sıkışanların acilen aradıkları ve daima buldukları adam! »

***

Meslek hayatı boyunca toplum gayya kuyularına düşmesin diye mücadele eden gazetecileri savunan İlkiz, « Basın, en önemli denetim organıdır, gazeteciler denetçi olmak zorundadır. Oysa bu bitti, » diyor.

« Gazetecilerin bir bölümünü, büyük paralar karşılığında yönetici yaptılar. Muhabirleri ve yazarları işten çıkarmak görevini, yönetici gazetecilere yüklediler. Sistem kapolar yarattı. Hayır diyemeyecekleri kadar para sahibi olduktan itibaren, herhangi bir gazetecinin işten atılması bu kapolar için önemsiz hale geldi.

Basında kapoların yaratılmasına sessiz kalırsanız, hayatın her alanında kapolar karşınıza çıkar. Nitekim çıktı.

Kapoluk sistemini kabullenmek, ilkelerden vazgeçmek demektir.

Gazeteciliğin ilkeleri var mı, yok mu? Etik kurallarınız var mı, yok mu? Yoksa, yoktur. Ama var olduğunu ileri sürerek gazetecilik yapmak, bence en kötü yaklaşım. »

***

Geçen cuma, saldırı tehditi altında ablukaya alınan Cumhuriyet gazetesi, Türkiye’de yönetimi kapolara teslim edilmeyen çok az sayıda basın kuruluşu arasında, en eskisi ve kurumsal olanıdır, sevgili okurlar.

Böyle bir ihbar bile; bugünkü seçimlerde direksiyon doğru yöne kırılmadığı takdirde Türkiye’nin nasıl bir tehdit ve tedhiş ortamına yuvarlanacağını gösterir!

Fikret İlkiz’e, bir demokrasi rüyası olarak « İnsan hakları nedir? » diye sordum.

« İnsanların onurunu koruyan, onurlu yaşamalarını sağlayan hukuk düzenlemesi ve güvencelerdir, » dedi. « Onur nedir? » dedim. « İnsan yaşamının ta kendisidir, » dedi.

« Nasıl bir Türkiye isterdin? » sorusuna verdiği yanıt ise, ülkemizin kaderini oylayacağı bugün, özel bir önem ve anlam taşıyor:

***

«İsterim ki insan onurunun korunduğu bir ülke olsun Türkiye. Şahsen, buna ne kadar katkıda bulunurum diye çaba gösteriyorum. 

Bazen yanlış yaptım demek, diğer insanlara daha anlayışlı olmanızı sağlar. Size yanlış yaptıran olaylardan ders çıkardığınız zaman, onurlu insan olursunuz.

Barış istemek, onurlu insan olmak gereğidir. Bunun üzerinde tartışma olmamalıdır. Üzerinde konuşmaya bile gerek yoktur.

Kardeşlikti, oydu buydu, siyasal ve geçici söylemlerdir.

Hiç kimsenin veresiye bir hayatı olmaması gerekir.

Hiç kimsenin terkedilmişlik duygusuyla yaşamaması gerekir. 

İnsanların birbirini sevmesinin başında da insan onurunun korunması gelir. Türkiye’de böyle bir devlet olması, devletin bunu sağlaması gerekir. Ve ben hala, karamsar olmama rağmen Türkiye’den çok umutluyum. Bu ülkede yaşayan insanlardan çok umutluyum… »

Umarım Fikret İlkiz, yine haklıdır, haklı çıkar!

EVRENSEL KARDEŞLİKTEN DÜNYA BARIŞINA

Bugün oyların sayıldığı saatlerde, ben bir ödül töreninde olacağım. Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı, her yıl on kategoride dağıttığı ödüllerden birini, yazılarımla « insanın yücelişine » hizmet ettiğim için bana layık görmüş. Hak ettiğimi sanmıyorum, ama vakfın nitelikli üyelerine saygımdan, « hayır » da diyemedim. Haydi hayırlısı.

Yasalar, kamusal ve bireysel özgürlükleri iktidar baskısından korumak içindir. 
1973 İnsan Hakları Bildirisi, 9. Madde