İSTANBUL’DA RUS USULÜ İNTİHAR!

İstihbarat örgütlerinin özellikle dış ülkelerde «gizli misyon » ifa eden casusları, dövüş tekniklerine eğitilmiş silahşörlerden çok; düşünce kuruluşu ya da sivil toplum örgütlerinden devşirilen « haber toplayıcı » ve «toplum mühendisleri »nden oluşur.

« İstihbarat misyonerleri » diyebileceğimiz bu ajanlar, bazen bilim insanı, bazen akademisyen, hatta bölgeye yerleşik yabancı şirket yöneticisi, doktor ve her tür meslekten olabilir.

Ama en yaygın casus maskesi, gazeteci kimliğidir. Çünkü gazeteci kimliğiyle her ortam ve çevreye daha rahat « sızılır »…

Aslında hepsi gerçek gazeteci, gerçek doktor, akademisyen, şirket yöneticisi vb.dir!

Ama geçici ya da kalıcı süreyle « gizli ajan » olmakla görevlendirilir ve asli işlerinin yanısıra, casusluk yaparlar.
Bir bölgede kriz ya da savaş mı var?

Dikkat çekici sayıda istihbarat misyoneri mi çalıştırmak gerekiyor?

CİA, MI6 ve benzerleri, STK ve düşünce kuruluşlarından adam devşirmek yerine bölgede bizzat STK ya da insancıl tınılar taşıyan adlar altında enstitü, vakıf falan kurar; ibadullah istihbarat misyoneri de « gönüllüyüm » diye gelir bu kuruluşlara katılır, canla başla çalışmaya başlar!

***

Jacqueline (Jacky) Anne Sutton, elli yaşında bir kadın, İngiliz yurttaşı ve eski BBC muhabiriydi. Londra merkezli, Savaş ve Barışta Muhabirlik Enstitüsü IWPR’nin Irak’taki misyon şefiydi (Chief of Mission).

Irak’ta hem savaş, hem de barış olduğu için barışçıl İngilizler yememiş içmemiş; enstitününün bir şubesini açmışlardı Bağdat’a. Sutton da görevi gereği, Bağdat, Erbil, Londra arasında mekik dokuyordu.

17 Ekim cumartesi gecesi THY’nin TK-1986 sefer sayılı uçağı Londra’dan gelip Atatürk Hava Limanı’na indiğinde saatler 21.58’i gösteriyordu.

Anne Sutton uçaktan indi ve aktarmalı yolcu olarak 00.15’te kalkacak Erbil uçağını beklemeye başladı.

18 Ekim’de Türk medyasına, kadıncağızın Erbil uçağını kaçırınca yeni bilet parası olmadığı için bunalıma girdiği ve tuvalete girip kendisini ayakkabı bağcıklarıyla astığı haberi düştü.

***

Haber kaynaklarıyla daima iyi ilişkiler içinde ve zaten gazeteciliğin en temel reflekslerini bile yitirmiş olan medyamız, önüne konulan metni bırakın soruşturmayı; derinleştirmek, ayrıntılandırmak gibi bir çabaya bile girmedi.

Olaya İngiliz medyası el atınca, durum değişti tabii.

Sonrası çorap söküğü gibi gitti ve Türk medyası, intihar haberine ilişkin kuşku ve tutarsızlıkları dış basından izleyip vermeye başladı.

Onu da yarım yamalak yaptı.

Raslantıya bakın ki, Atatürk Hava Limanı’nda intihar ettiği öne sürülen IWPR Irak Misyon Şefi’nin selefi Ammar Al Shahbander de 2 Mayıs’ta Bağdat’ta bir bombalı saldırıda öldürülmüştü. Neyse, Türk medyası bu ayrıntıyı verdi.

Raslantıya bakın ki, Anne Sutton salt Ortadoğu değil, Ukrayna ve Rusya uzmanıydı.
Türk medyası bunu vermedi.

***

Büyük resmi ise, tümüyle atladı:

Raslantıya bakın ki, Vladimir Putin’in en sert muhalifi olup geçen Mart ayında Moskova’da suikasta kurban giden Boris Nemtsov; öldürülmeden bir ay önce Londra’daydı. IWPR’nin merkezini iki kez ziyaret etti ve kimlerle buluştu dersiniz?

Atatürk Hava Limanı’nda ölü bulunan Jacky Anne Sutton ve Irak’lı gazeteci Mazin Elias ile!

Bu ziyaretler sonrası, Avrupa ve Ukrayna basını Putin’i bol bol kötülemeye başladı.

Nemtsov, 2015 Mart ayında Moskova’da öldürüldü*. Sutton’un IWPR’deki selefi Mayıs ayında, Bağdat’ta. Anne Sutton, Ekim ayında İstanbul’da…

Sutton’un cansız bedenini havaalanında bulup polise haber verenler kimler? Rus turistler.

Peki kimlik tespitleri yapılmış mı? Hayır.

Al Türk polisini, vur Türk medyasına.

Olur böyle şöyler.

Belki de Rusya, «değerli yalnızlık » ortasında biricik dost komşumuzdur, kimbilir?

*Bir Suikastın Önü Arkası/Cumhuriyet, 11 Mart 2015

Gereği varsa şundan bundan utanmanın,
Görmezsin, üstünü örtersin olanların.
Ayna gibi göstereceksen herşeyi sen,
Ayna gibi soğuk ve katı olmalısın
Mevlana – (Ozan Sağdıç’ın Türkçe çevirisi)