KADEHİMİ ÜSTÜN AKMEN’E KALDIRIYORUM!

Sevgili Üstün Akmen, Önceki gün Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun sahnesinde, senin çevrende kenetlenmiş, gözyaşlarımızı tutamıyorduk. Ama yine de senden söz eden herkesin yüzünde sımsıcak bir gülümseme vardı.

O gülümseme senin kişiliğinle, çabalarınla, “efendiliğinle”, çağdaş uygar düşüncelerinle bize armağan ettiğin bir gülümsemeydi. Dünyaya bakışın, yaşamı kucaklayışınla ilgiliydi. Sanatı, tiyatroyu, nitelikli olanı yüceltmenle ilgiliydi. O gülümseme, orada hazır bulunanların paylaştığı ortak özellik, bu ülkenin, Türkiye’nin aydınlık yüzüydü…

Önceki gün o sahnede söylediğim gibi: Sen yalnız tiyatroya değil yaşama da tutkuyla bağlıydın. Ve seni sen yapan özelliklerin biri de eşin Şaylan’a olan aşkın, onun sana verdiği yeryüzünün tüm sevgisiydi… Bu nedenle törene katılan herkes adına Şaylan’a teşekkür ettim.

Bir de şunu vurguladım:

Şimdi bunca kahroluyorsak, sadece seni yitirmemiz değildir neden. İçinde yaşamakta olduğumuz pisliğin, karanlığın, acımasızlığın, hoyratlığın, sanatın ve sanatçının horlanmasının, baskı, tehdit ve yasakların, yalanın ve talanın bunca yaygınlaşmasından, yaşamımıza bunca egemen olmasındandır. Bu kötülüklerin, haksızlıkların kol gezdiği ortamda sen bir tepki insanı ve eylem adamıydın. Acımız, kahrolmamız, özgürlük, bağımsızlık ve haklarımız için verdiğin mücadelede artık bir eksik olmamızdandır.

Önceki gün pek çok arkadaşım, çok öfkeli konuştuğumu söyledi. Evet öfkeliyim sevgili Üstün Akmen. Hiç beklenmedik gidişine öfkeliyim. Beklenen karanlığa öfkeliyim. Bile bile aldatılmaya öfkeliyim.

Sevgili Üstün Akmen,

Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nin benden sonraki Türkiye Başkanı’ydın.

Uluslararası PEN Yazarları Türkiye Merkezi’nin benden önceki başkanlarındandın… Şu demek oluyor bu: 40 yıl boyunca birlikte çalıştık. Senin deyişinle “Eleştirmen ablalarından” biri olarak yurtdışı kuruluşlarına yokluğunu bildirirken ve dünyanın farklı yerlerinden yanıtlar alırken, ne çok ne çok sevildiğine yeniden tanıklık ediyorum…

Seni uğurlarken anımsattılar: Geçen dönemin Kültür Bakanı’na “Kültürsüz Kültür Bakanı” dediğin için Ömer Çelik sana dava açmıştı… Şimdi merak ediyorum davanın sonucunu…

Hep derdin ya: “Sanat korkakların işi değildir. Hele tiyatro hiç değildir.” İçimden “hele yılgınların hiç değildir” diye eklemek geçiyor.

Haklısın Sevgili Üstün Akmen. Hiç değildir. Bu akşam kadehimi dünyadaki en tatlı yemiş aydınlığa ve en güzel çiçek umuda ve sana kaldıracağım. Bir de yazgıya direnmeye…