AMERİKAN KORİDORU

1908 Temmuz devrimi, Osmanlı’ya çullanan petrol şirketleri için büyük şok oldu. İttihat ve Terakki yönetimi imtiyazları olabildiğince ortadan kaldırdı. Ancak ekonomik ve siyasi nedenlerle elleri zayıftı.

Şu gerçek bile çok şey anlatıyordu: Osmanlı devleti 1910 yılında 122,6 bin tonu Rusya’dan, 10,5 tonu ABD’den ve 21 bin tonu Romanya’dan olmak üzere toplam 177,2 bin ton petrol ithal etmişti!

Borçlar, toprak kayıpları, doğru dürüst üretime geçilememesi İttihat ve Terakki’nin elini kolunu bağlıyordu.

Bu süreçte emperyalist devletler baskıyı arttırdı. Örneğin Sadrazam Mahmut Şevket Paşa, Kuveyt ve Katar’ı İngiltere’ye vermek zorunda kaldı. Böylece İngiltere, Mezopotamya petrollerinin bir bölümüne uluşmış oldu.

Sıkışan Osmanlı devleti, daha Birinci Dünya Savaşı başlamadan bir yandan Almanlara, diğer yandan İngilizlere daha fazla imtiyaz tanımaya başladı. Örneğin İngiltere, 1913’te Fırat ve Dicle üzerinde gemi taşımacılığı imtiyazını 60 yıllığına kaptı. Bu sözleşmeyle dolaylı yoldan petrol imtiyazı elde ediyordu.

Bu rekabetin ardından ilk dünya savaşı başladı ve Osmanlı toprakları paylaşıldı. Ana paylaşımcılar İngiltere ve Fransa’ydı. Savaşa girmeyen, ama bu iki devletin savaşı kazanmasına yardım eden ABD de paylaşımdan pay istiyordu.

***

İşte Kürt meselesi de bu paylaşım sırasında ve petropolitikle ilgili olarak güncellendi. Zira asıl mesele Musul petrolleriydi.

Ancak İngiltere, daha çok bedel ödediği gerekçesiyle paylaşım anlaşmalarını lehine güncellemek istiyordu. Öyle ki, Lord Curzon 22 Temmuz 1919’da Fransız Büyükelçiliğine bir nota yolluyor ve Londra ile Paris arasındaki petrole dair Long-Berenger Anlaşması’nın geçersiz olduğunu resmen bildiriyordu.

Notanın ertesi günü ise 23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi toplanmış ve Misakı Milli’yi kabul etmişti. Onaylanan milli sözleşmeye göre, Musul milli sınırlar içindeydi!

İngiltere, Mustafa Kemal’in Samsun’a hareketinden itibaren gelişmeleri okuyordu ve çıkarları gereği bu süreçte Kürt kartını açmaya karar verdi. İstanbul’daki Yüksek Komiser Amiral Calthrope da Binbaşı Noel’i bu özel görevle Doğu Anadolu’ya gönderdi.

Binbaşı Noel’in bölgede yaptığı temaslar sonucunda verdiği rapor üzerine, Amiral Calthorpe 9 Temmuz 1919’da Lord Curzon’a şu mesajı geçti:

« Binbaşı Noel, Abdülkadir ve Bedirhanoğulları ile görüştü. »

***

İngiltere, faaliyetlerini hızlandırdı. Örneğin Büyükelçilik Müsteşarı Hohler, 21 Temmuz 1919’da Londra’ya şu mesajı geçiyordu:

« Şimdi Mezopotamya bizim olduğuna göre, ona (Binbaşı Noel) bir Kürt devleti kurdurup kuzey dağlarını öylece koruyabiliriz. Binbaşı Noel, bir Kürt Lawrence’ıdır. Majesteleri’nin Hükümeti’nin amacı Türkleri elden geldiğince zayıflatmak olduğuna göre Kürtleri bu yönde harekete geçirmek fena bir plan değildir… »

Yani Amerikan koridorunun geçmişi, 100 yıl önceye dayanıyor!

Ancak İngiltere, Kürt ayaklanmaları sayesinde Musul’u ele geçirdi fakat Kürt devletini kuramadı. Dahası, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bölgenin denetimini İngiltere’den alan ABD de bir türlü Kürt devleti kuramadı.

25 yıldır süren 1. ve 2. Irak saldırıları ile Suriye’yi parçalama operasyonları işte bu nedenledir.*

*MEHMET ALİ GÜLLER’in Suriye’nin Sevr’i, Amerikan Koridoru başlıklı kitabından alıntıdır (Kaynak Yayınları, 2015) 

En iyi hükümet, en az hükmedendir. 
Henri David Thoreau

«G» NOKTASI

Henüz milletvekili olmadığı yıllarda bir gün, Sırrı Süreyya Önder’e sormuştum: « Türklerle Kürtler ayrılır mı? »

« Cık, » yapmıştı. « Ortak genleri y..…lık. Ayrılamazlar ! »

Bir Cihangir kahvesinde, masada üç kişiydik. Yani sohbetin tanığı da var. Çok gülmüştüm.

HDP’nin « Seni başkan yaptırmayacağız » kararlılığından « Meksika/ABD usulü başkan yaptırabiliriz »e ne kadar rahat ve çabuk geçtiğine bakılırsa; Sırrı Süreyya hiç olmazsa genetik teşhiste yanılmamış!