ESKİ VE YENİ TÜRKİYE!

Güzel bir iklime giriyor ülkemiz… Tek parti, AK Parti olunca, tepeden tırnağa herkes mutluluktan dört köşe oldu.
Yeni Türkiye ile Eski Türkiye arasında 7 Haziran sonrasında kurulan “Savaş Köprüleri” sayesinde ülke kendine geldi. Bundan sonra herkes işini yapacak:

-Ölmesi gerekenler ölecek, öldürmesi gerekenler de öldürecek!

Bunun ölçüsü de var artık. Tayyip Erdoğan açık olarak söyledi:

-Kimse Kürt kardeşime kurşun atamaz! Ama teröriste atar!

Terörist ile Kürt Kardeş arasındaki farkı da bu ölçüden çıkartabiliriz. Eğer ölen bir Kürt’ün bedeninden devlete ait mermi çıkarsa, o teröristtir! Hayatta kalmayı başarıyorsa, bilin ki o Kürt Kardeştir!

Önceki gün Cizre Davası hitama erdi. 1993 ile 1995 arasında meydana gelen 21 faili meçhul cinayetle ilgili açılan dava sonuçlandı. Herkes beraat etti! Demek ki o tarihler arasında 21 kişiyi kimse öldürmedi. O zaman kimse ölmedi. Zanlılar beraat ettiklerine göre cinayetler de işlenmedi!?!

Hadi o zaman zanlılar öldürmedikleri gençleri getirip versinler. Bakın biz kimseyi öldürmedik desinler.

Gerçek böyle değil tabii…

Düşünsenize 1993-1995 arası 21 cinayet işlenmiş Cizre ve çevresinde… Ne kadar insaflı davranılmış değil mi?

Şimdi bu kadar insanı sadece 1 haftada öldürülüyor Cizre’de… Hem de öyle faili meçhul falan değil. Gayet açık olarak herkesi evlere kapatıp, göz göre göre infaz ediliyor!

Böylece Yeni Türkiye, Eski Türkiye ile kurduğu savaş köprüleri üzerinden hızla geçip gidiyor.

Yazılı olmayan anayasa ne diyor:

“Devlette devamlılık esastır!”

Bunun bir başka örneği de Veli Saçılık Davasında olanca pişkinliğinle sırıtıyor. Burdur Cezaevine 2000 yılında yapılan operasyon sırasında ranzasında uyurken kolunu dozer kepçesi kopartmıştı Veli’nin… Hastane bahçesinde bir köpeğin ağzından aldıkları kolu Veli’nin annesine vermişlerdi:

-Al teyze oğlunun kolu diyerek.

Veli Saçılık bu yüzden açtığı davayı kazanmış, devletten tazminat almıştı. Şimdi o devlet verdiği parayı geri istiyor, hem de faiziyle birlikte… Az buz da değil. Devlet 150 bin vermişti, 240 bin istiyor! Oysa Anayasa’da AİHM
kararlarının geçerliliğini kabul etmiş bir devlet var.

Eğer zulüm yapma imkanı var ise gerisi teferruat kalıyor. Çünkü bu topraklarda zalimlerin kökleri her zaman filiz veriyor.  Eski Türkiye ile onu yıkıp demokrasiyi getireceğiz diyen Yeni Türkiye üst üste duruyor:

-Aralarında 360 derecelik fark var!
 
 
Gazeteci Halit Ayaroğlu
 
Emekle yoğrulmuş bir kent olan Zonguldak’tan çıkıp Almanya’da yoluna devam eden gazeteci Halit Ayaroğlu’nu 9 yıl önce bugün toprağa vermiştik. Honnover’de kendi adına yerel gazeteler çıkartı. “NordPost” ve “Honnover
Postası” adlı gazetelerin yanı sıra uzun yıllar Milliyet, sonra da Hürriyet’in temsilciliğini yaptı.

Temsil niteliğini sadece gazeteleri için gazetecilik için kullandı. Haliyle bulunduğu kentte ve bölgede Alman yöneticilerle arasında sorunlar çıktı. Gazetecinin iyisi hiç kimseye yaranamayandır!

Halit gazeteciliğin bir temas ve mesafe mesleği olduğunu Honnover’de yaşadığı 40 yıl boyunca gösterdi. En tepe yöneticilerle sıklıkla görüştü. Ama hep mesafeli durdu. Sadece haber için onların yanından geçti, gitti…

Halit Ayaroğlu’nun Honnover’deki mezarını ziyaret ettik geçenlerde, eşi Hülya ve onun gibi gazeteci olan kardeşi Ali Ayaroğlu ile birlikte…

Halit, karısı Hülya’ya vasiyet etmişti, beni burada toprağa verin diye… Çoluk çocuk gelirsiniz bayramlarda…

Zonguldak’a götürürseniz sizin için zahmetli olur!.. Hep başkaları için düşündü ve yaşadı. Bu özelliğini öldükten sonra da sürdürdü. Almanya’da yaşayan çocuklarını ve torunlarını düşündü…

Halit Ayaroğlu haberleri ile yaşıyor. Milliyet ve Hürriyet arşivindeki Ayaroğlu imzalı haberlerin hala haber değeri bulunuyor.