GAZETECİLİK BİTTİ Mİ?

"Yapmak istediğin gazetecilik ilkelerini tartışmak mı; yoksa işini muhafaza etmek mi?”

“İkisini birlikte yapamaz mıyım?”

“Hayır!”

Truth/Gizli Dosya’nın konusunu özetleyen en can alıcı konuşma bu.

Ünlü ankırmen Dan Rather’ın yapımcısı Mary Mapes (filmde Cate Blanchett) ile başı derde girmiş.

Çalıştıkları CBS kanalında, kullandıkları haber kaynaklarına ilişkin bir soruşturma açılmış. Blanchett-Mary Mapes, soruşturma heyetinin karşısına çıkmadan önce avukatıyla konuşuyor.

Aralarında üstteki konuşma geçiyor. Ya “iş aktin ya gazetecilik!” diyor mealen Mapes’in avukatı ve sözü, “Çalışmak istiyorsan, ilkeleri unut!” demeye getiriyor.

21.yüzyıl gazeteciliğinin geldiği yer burası. Yönetmen James Vanderbilt filmi bunun için yapmış: “Gizli Dosya”;

“Dördüncü güç” basının, bağımsız “güç” olmaktan ne kerte uzaklaştığını anlatıyor.

‘Muktedir’in avucunda

“Gizli Dosya”, bir ay önceki Roma film festivalinin açılış filmiydi.

Yönetmen Vanderbilt tanıtım için Roma’ya gelmişti..

Amerikalı yönetmen; İtalya’da kendisiyle yapılan söyleşilerde, “70’lerin filmleriyle büyüdüğünü” anlattı ve en
etkilendiği filmin o yıllarda “Başkanın Bütün Adamları” olduğunu belirtti.

“Watergate skandalı” ile Başkan Nixon’u deviren iki Washington Post gazetecisi, Bob Woodward ile Carl Bernstein’ın serüveninden özellikle ilham aldığını söyleyen Vanderbilt; bugün iktidar-basın ilişkileri açısından tam ters
bir noktaya sürüklendiğimizi vurguluyor.

Medyanın gücü, bugün muktediri yerinden oynatmaya yetmiyor. Tersine, muktedir “fazla mütecessis” medya mensuplarını yerinden ediyor. “Gizli Dosya” bu ters yüz olan ilişkiyi anlatıyor.

Vanderbilt; “Başkanın Bütün Adamları”na gönderme niyetine; Alan Pakula’nın filminde Bob Woodward’ı canlandıran Robert Redford’u oynatıyor.

40 yıl önce bir “ABD başkanını” yerinden eden gazeteci Woodward’a hayat veren Redford; 2004’te “Bush şûrekasının” baskısıyla kariyerini yitiren ankırmen Dan Rather’a dönüşmüş.

Yani roller değişmiş…

Geçmişte özgür medya, yürütmeyi denetlerken yürütme artık medya üzerinde tam kontrol kuruyor.
 
Kırılma noktası: ‘Bush’

Vanderbilt, “kırılma noktası” olarak, bu hayati değişimin yaşandığı Bush’un 2. kez başkan seçildiği “2004” yılını alıyor.

Dan Rather o yıl yapımcısı Mary Mapes’le birlikte önemli bir skandalı ortaya çıkartıyor.

İki gazeteci, Irak savaşını yalanlar üzerine kuran George W. Bush’un kendi geçmişi üzerinde de yalan söylediğini keşfediyor.

Vietnam Savaşı sırasında babasının ilişkilerini kullanan W. Bush; savaştan kaçarak göya Teksas’ta bir birliğe katılıyor.

Ama sözde birlikte de hiç görünmüyor.

Haberi gazeteciler, belgelerle ekrana taşıyorlar.

“Beyaz Saray”ın “ak trolleri” bunun üzerine internette derhal bir “o belgeler sahte” kampanyası açıyor.

Yağ halkalarıyla büyüyen kampanya, basına yayılıyor, iş büyüyor. Belgelerin özgünlüğünü ispatlayamayan iki gazeteci -Dan Rather ve Mapes- işlerini yitiriyor. O gün bugün çalışamıyorlar…

Watergate skandalında iki gazetecisini sahiplenen Washington Post’un tersine, CBS, Dan Rather ve Mapes’i anında satıyor.

40 yıl öncesinin gazeteciliği ile bugün arasındaki en önemli farklardan biri bu.

Diğeri de “internet tetikçiliği!”

“Araştırmacı gazateciliğin” son temsilcisi -son Mohikan!- olarak karşımıza çıkan Rather’ı oynayan Redford; birkaç yerde “gerçek gazeteciliğin sonuna gelindiğini” söylüyor, “haberciliğin” yerini “gösterinin” aldığını vurguluyor.

“Belgesel” kıvamındaki filmin ikinci yarısı, özellikle içerdiği diyaloglar açısından çok çarpıcı. İzleyiciyi biraz fazla ayrıntıya boğmakla beraber, mesajları için mutlaka izlenmeye değer “Gizli Dosya.”

Özellikle bizde “başkanlık sisteminin” tartışıldığı şu günlerde…

ABD usulü başkanlık buysa, “Türk usulü başkanlığın” bir de legalleşmesi halinde, basından geriye ne kalacağını hesap edin.