İKİ YÜZLÜ BATI!

Tayyip Erdoğan’ın, büyük zaferiyle biten seçimlerden sonra CHP Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu AB’yi suçlamış.
Suçlama nedeni AB’nin İlerleme Raporunu (aslında içeriğine bakınca, gerileme raporu denmesi daha doğru olacak ya!) seçim sonuçlanana kadar yayınlanmaması.

Böylelikle AB hemen seçim öncesi AKP iktidarının insan hakları ve basın özgürlüğü konularındaki ihlallerini dile getirmekten kaçınmış oluyor. Kılıçdaroğlu da bu davranışın “Avrupa’nın etik değerleriyle bağdaşmadığını”ileri sürüyor.

CHP Genel Başkanı daha da ileri giderek, bugünkü durumda AB’nin 2010 yılında Hükümet’e verdiği desteğin de rolü olduğunu da söylüyor.

Kılıçdaroğlu’nun özellikle, Türkiye’de yargı bağımsızlığını Kenan Evren rejiminden daha geri bir noktaya sürükleyen 12 eylül 2010 referandumuyla ilgili değerlendirmesinde haksız olduğunu söylemek mümkün değil.

Gerçekten de, askeri vesayetten kurtulmak sloganıyla kotarılmış olan 12 eylül 2010 referandumundaki tezgah o kadar açık seçikti ki, fark edilmemesi ancak ahmaklık ile mümkündü.

Eh AB de ahmak olmadığına göre, burada bir bilgi veya değerlendirme hatasından çok ikiyüzlülükten söz etmek daha doğru olabilir.

Ayrıca Orhan Erinç dünkü “AB İkiyüzllüğü Hiç bırakmadı ki…” başlıklı yazısında 29 ekim 2004 tarihli Türk Ceza Yasası’nın macerasını da çok güzel anlatıyor, okumanızı salık veririm.

***

İlerleme ( ya da gerileme ) raporu konusunda da durum pek farklı değil.

Burada bir de şu iç burkucu yan var. AB ilerleme raporu yazılmasa,demokrasimizin halini halkımız kendi süzgecinden süzüp, değerlendiremeyecek mi?

Yani, eğer, AB’nin ilerleme raporunun sonucu, kendi yargımızdan çok etkiliyorsa, oyumuzu burada bir aksaklık var demektir.

Gelelim, iki yüzlülük meselesine: Batı’nın ilan ettiği etik değerleriyle ,işine öyle geldiği zaman, çeliştiği doğrudur. Bu toplum Osmanlı’dan beri de bu gerçeği bilir.

Yalnız bütün dünyanın yaşayarak öğrendiği bir gerçek vardır ki, o da toplumların demokrasilerini ve özgürlüklerini ancak kendi öz güçleriyle elde edebilecekleridir.

Özgürlük sefillerinin, iane dilenir gibi, oradan buradan demokrasi dilenmesi kadar yürek parçalayıcı bir durum yoktur.

Zaten şimdiye kadar ithal demokrasi deneylerinin hiç biri de tutmamıştır.

Demokrasi ihracı girişimleri bana hep misyonerlerle zencilerin öyküsünü anımsatır.

Kolonizatörler zamannda zenciye sormuşlar:

-Beyaz adamın gelmesiyle hayatnızda ne değişti?
- Buraya geldiklererinde onların Tanrısı vardı, bizim de topraklarımız, şimdi ise bizim Tanrımız var, onların da toprakları, demiş kara derili adam.

***

Evet, yabancı ülkelere demokrasi götürme çabalarını hep kuşkuyla karşılamışımdır.

Şu ABD’nn Saddam’ı yıkıp, yerine” Irak’a demokrasi götürmesinin,!” Irak’ı da bölgeyi de, nasıl içinden çıkılmaz hale soktuğunu, görünce,endişeme hak verirsiniz . Bu gerçeği zaman zaman unutup, demokrasimizi güçlendirmek için dış destek arayışına giriyoruz.

Bu sonuçsuz kalmaya mahkum bir çabadır.

Bir ülke demokrasisini ve özgürlüğünü ancak kendi koruyabilir. Bu olgunun canlı örneklerini kendi hayatımızda yaşayarak görüyoruz.