GÖZE GÖZ TÜM DÜNYAYI KÖR EDER

Benim teröristim, onun teröristi ayırımı sürdükçe …

Düşmanımın düşmanı dostumdur dedikçe…

Teröristin iyisi ve kötüsü olduğuna inandıkça…

Kimi teröristi "devletin gururu", kimisini "vatan haini" ilan ettikçe…

Para pul, mal mülk, iktidar, güç hırsı ve tutkusuyla yanıp tutuşurken , ister Türkiye’de ister dünyada terörizme alet oldukça…

Rant, çıkar uğruna ister Ankara’da, İstanbul’da, İster Washington, Berlin, Paris ya da Riyad, Cidde ve Katar’da terörizme göz yumdukça …

Sömürü düzeni sürebilsin diye yalan ve talan politikalarıyla ülkeleri işgal ettikçe…

Birilerini kışkırtıp, ötekilerine saldırılar düzenledikçe…

Sınırları değiştirip, milleti yerinden yurdundan edip, yollara ve yokluğa mahkum ettikçe…

Daha çok silah satılsın diye, daha çok savaş çıkardıkça…

Yanı başında insanlar açlıktan ölürken, çocuklarının hiç bir şeyi yokken,sen saraylarına saraylar kattıkça…

Ekonomik siyasal toplumsal kültürel uçurumlar derinleştikçe…

Hepimizi hedef alan bu vahşet, bu dehşet bitmeyecek… Bundan hiç kuşkunuz olmasın.

Bu sömürü, bu "açlık" (güç, iktidar, para açlığı) sürdükçe, "din" uğruna, "cennete gitme vaadi" uğruna, on kuruş kazanma uğruna, "heyecan" uğruna, bir hiç uğruna öldürmeye hazır daha niceleri çıkacaktır… Adları değişebilir , ama bu gerçek değişmeyecek.

***

Fransa bir yol ayırımda. "Özgürlük, eşitlik , kardeşlik" ülkesi, "güvenlik tedbirleri" gerekçesiyle demokrasiyi kıskaca mı alacak?

Özgürlüğü kısıtlayıp, eşit haklardan vazgeçip, kardeşliği rafa mı kaldıracak?

Yoksa demokrasinin olmazsa olmaz niteliklerine ve daha çok eşitliğe ve kardeşliğe ve dayanışmaya mı yönelecek?

Asimilasyon politikasını , dış politikasını gözden mi geçirecek yoksa göze göz mü diyecek?

"Göze göz" demenin tüm dünyayı kör edeceğini bilirler diye düşünmek istiyorum.

Jean Paul Sartre’ın "Yitirecek hiç bir şeyi olmayanlar için şiddet geçerlidir" sözünü de anımsayacaklarından hiç kuşkum yok…

***

Önceki gece ve dün sabah boyunca Paris’te ölü sayısı artarken, Paris’teki arkadaşlarıma ulaşmaya çalışıyordum…

Önünden binlerce kez geçtiğim, öğrenciliğimde gittiğim o konser salonunu , Voltaire Bulvarındaki Bataclan salonunu düşünüyordum..

1864’de inşa edilmiş tarihi bir yapıydı. Dönemin ünlü mimarı Charles Duval’ın imzasını taşıyordu. Çin operası çizgilerindeydi.

20.Yüzylın ortalarına dek, Müzik holl, tiyatro, sinema, danslı kahvelerin, balo salonlarının en ünlüsüydü. Fransızların efsane müzisyeni Maurice Chevalier oradan "fırlamıştı" ve daha niceleri…

Benim öğrenciliğimde tepesindeki Çin Pagodalarını anımsatan üçgen süslü püslü damı çoktan yok olmuştu. Kırmızı kadife koltuklarıyla at nalı balkonlarıyla yaşamımızı zenginleştirmişti.

Ne müthiş bir ironi ki buranın ilk adı "Ba-Ta-Clan" dı. Jacques Offenbach’ın ayni adı taşıyan kısa bir operetine işaret eden bir ad. Bu operette Batı’nın gözüyle Doğu alaya alınır…

Günümüzde Doğu- Batı yok artık. Paris Beyrut, Bayburt , Bağdat demek. Berlin , Suruç, Silvan, Diyarbakır demek.

Günümüzde her yer savaş alanı…