ARTIK HER YER ORTADOĞU

Thomas More’un 1516 da ilk kez Latince olarak yayınlanan Ütopya Adası eseri, var olmayan bir diyarda geçer. Eşitlik kavramının ilk kez enine boyuna incelendiği, herkesin benzer giysileri giydiği, benzer, evlerde oturduğu, bütün sokakların eninin altı buçuk metre olduğu bu “hiçbir yer adası”nın erişimi doğal engellerle zorlaştırılmıştır.

İnsanların daha eşit oldukları, daha yaratıcı, daha adil bir düzene elverişli koşullar More’a göre, ancak dünyanın öbür bölgelerinden, soyutlanmış bir diyarda, bir “hiç bir yer adası”nda mümkündür.

Ütopik sosyalizmin öncüsünün Ütopya Adası’nında dile getirilen ideal düzenin yeryüzünün kalanından soyutlanmış diyarı, adeta Batı’nın bilinç altına işlemiştir.

Küreselleşmenin böylesine yüceltildiği dönemde gelişmiş Batı More’ün öngördüğünden çok uzakta da olsa, yine de kendisinin şimdiye kadar mümkün olanların en iyisi olarak kabul ettiği dünyasını,gezegenin geri kalanından soyutlamak, yer kürenin geri kalanının nimetlerinden yararlanırken, külfetlerinden masun kılmak tutkusunu saplantıya kadar vardırmıştır.

***

Batı himayeci sistemlerin gümrük duvarlarını birer birer yıkar, dünyanın dört bir yanına el atarken, kendini kalın duvarlar arkasında korumaya almıştır.

O her yere gidecek, ama başka yerlerden ona gelinmeyecekti.

Batı Ortadoğu’yu her zaman dilediği gibi kesip biçecek, sınırları gönlünce oluşturacak, mezhepleri dilediğince çatıştıracak, oralara demokrasi götürüyorum diyerek, var olan durumu daha berbat hale getirecek, işi ülkelerin doğal zenginliklerini talan etmenin ötesinde tarihi ve kültürel zenginliklerini yağmalamaya kadar vardıracaktı.

Ama bu ilişki hep asimetrik olacak, Batı Ortadoğu’ya dilediği gibi müdahale edecek, ama Ortadoğu’yu hep kendinden iki gezegen daha uzak tutacaktı.

Küreselleşme övgüsünün ayyuka çıkarıldığı dönemde, korunmacılık, en üst düzeye ulaşmıştı.

***

Batı çıkarlarının gerektirdiği gönlünün dilediğince, Ortadoğu’ya müdahale ediyor, sınırları yeniden çiziyor, yeni devletler oluşturuyor ,kimilerini tarihe karıştırıyor, mezhep savaşlarını kışkırtıyor, ılımlı İslam etiketi altında yeni kavramlar oluşturuyor, eski diktaları deviriyor, yeni diktalar dikiyor, kutsal kavramlara büründürülmüş, terör güçleri oluşturuyordu.

Bütün bunlar olur, insanlar talanın yağmanın emperyalizmin, eşitsizliğin baskısı altnda ezilirken, hep asimetrik bir ilişki sürüyordu.

Batı Ortadoğu’yla istediği gibi oynuyordu.

Ortadoğu Batı’nın etkisine müdahalesine açıktı.

Ama Batı Ortadoğu’nun etkisine, en ufak esintisine kapalıydı.

İslami terör sonunda, Ortadoğu’nun vahşetini, cehaletini, şiddetini , Batı’ya taşıdı.

Artık Paris , Londra, Washigton, New York’un göbeği, her yer , hep birden Ortadoğu’dur.

Ütopya adasının sınırları zorlanıyor, barbarlar, zincirlerinden boşanmış biçimde, mülteci olarak, terörist olarak, uygarlığın sınırlarından içeri sızıyorlardı.

Olay, yalnız ilkelliğin barbarlığının değil, aynı zamanda uygarlığın barbarlığının, vahşilerin zincirlerinden boşanmasına yol açan sürecinin ürünüydü.
Evet, artık her yer Ortadoğu, her yer Afganistan!
Peki bu sonucu kimler doğurdu?
Bizi buraya yalnız cehaletin değil, aynı zamanda bilginin getirmesini nasıl açıklayacağız?