SALLANIR AMA BATMAZ!

1991 yılında Cumhuriyet’in Fransa temsilcisi olarak yerleştiğim başkenti anlatmak için yazdığım yazılardan biri şöyle başlıyordu:

« Paris’in simgesi sizce ne olabilir? Bir çoğunuzun gözünde Eyfel Kulesi’nin canlandığını görür gibiyim. Oysa değil: Bir Latin yelkenlisidir, Paris’in simgesi. »

Üçgeni pupa yelken çizilen zarif teknenin altında, Latince «Fluctuat Nec Mergitur » sloganı yazılıdır: Sallanır, ama batmaz!

Çünkü Paris, bütün kadim başkentler gibi bir su yolu üstüne kurulmuştur: Seine nehri.
Romalılar zamanında « Lutetia » adıyla tarihe geçen kentin tüm ulaşım ve ticareti, Seine nehriyle yapılırdı, çünkü. Bitmek bilmeyen savaşlar süresince, nehrin ortasındaki Cite adasına sığınan ve « Parisii » diye anılan Lutetia halkının kara ile yaşamsal bağıydı Seine nehrinin Latin yelkenlileri.

İlk kez 1210 yılında Paris’in arması olarak dövülen yelkenli motifi ile altındaki slogan, bugün de Paris Belediyesi’nin resmi logosudur.

Tarihinin en büyük terör saldırısına uğrayan Fransa başkentinde, Paris’lilerin ölümcül suikast dalgasına verdiği ilk tepkilerden biri duvarlara işte bu sloganı yazmak oldu: Fluctuat Nec Mergitur.

Paris katliamını gerçekleştiren suikastçıların ve bazıları da bizzat Fransız yurttaşı ya da Paris’li olup; aileleri her ay Latin yelkenlisi çizili zarflardan çıkan «bilmem ne yardımınız hesabınıza yatmıştır » mektupları alan IŞİD militanlarının, ne saldırdıkları kentin logosundan, zaten ne de sloganından haberdar olduğunu sanmıyorum.

***

Çatışma, fiziki bilgiye dayalı özgürlük toplumuyla metafizik inanca dayalı dogmatik topluluk arasında.

Birinciler uygarlık kurucu bilgiye ulaşabilmek için özgür düşünmek zorunda ve zevk aldığı yaşamı kutsuyor.

İkinciler bilgiye gereksinmiyor, çünkü derdi uygarlık kurmak değil, yıkmak. Yaşamı değil ölümü kutsuyor ve cennette sefa sürmek hayaliyle, can almak için can veriyor. İnsan yaratıcılığı demek olan uygarlığı yok etmeyi amaçlıyor.

Ama kaderin cilvesine bakınız ki, cellatlığı da yıkıcılığı da yok etmek istediği özgür bilgi toplumunun uygarlık ürünü silahlarla yapmak zorunda!

IŞİD’in kullandığı bıçak, tabanca, tüfek ve patlayıcıların tamamı; hatta giydiği dondan taktığı maskenin kumaşına, bezini biçen makastan kafa kestiği kılıcın çeliğine, kullandığı herşey cihat açtığı küffar üretimi!

Zaten bizzat IŞİD’i yaratan da başta ABD ve İsrail, Avrupa ülkelerinin Irak’ın işgaliyle başlattıkları; Türkiye’nin de Suriye’de eklemlendiği Ortadoğu geopolitiği değil mi?

IŞİD, önce Charlie Hebdo’yu karikatürlerden ötürü, sonra tüm Paris’i özgürlüğü, yaşam sevinci ve serbest aşkı simgelediği için hedef aldı deniyor. Doğrudur.

Ama böyle bir hedef tahtası oluşturmakta, Fransa devletinin hiç mi sorumluluğu yoktur?

***

Sarkozy niçin Libya’ya saldıran koalisyonun başını çekiyordu? Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasına, Kaddafi’den 200 milyon Euro bağış aldığı ortaya çıkmasın diye…

Hollande, Suriye’de demokrasiye izin vermediği gerekçesiyle Beşar Esad’ı devirmek istiyor. Oysa Suudi Arabistan’a savaş uçakları ve mühimmat satmakta hiç bir beis görmediği gibi, neredeyse zil takıp oynadı.

Suudi Arabistan ne zamandan beri demokrasi? Hangi insan hakkına saygı gösteriyor, Suriye’den daha mı özgürlükçüydü, kendisine sormak gerekmez mi?

Fransa, uzun süredir çapsız devlet adamları tarafından yönetiliyor.

Tıpkı Türkiye gibi, Fransa da öngörüsüz devlet adamlarının yalan, yanlış ve ikiyüzlü politikalarını masum insanların kanıyla ödüyor.

Terörle yaşamaya alışık Türkiye, zaten sallanmaz bile.

1789’dan 1794’e, beş yılda 500 bin kişinin hapsedilip yaklaşık 100 bin kişinin infaz ya da katledildiği Fransa ise, zaten « terör » sözcüğünün de, tarihinin de mucididir.

Sallanır, batmaz.

Ama daha kaç masum, nerede, ne zaman, sorumlu olmadığı politikalara kurban edilecek?

Amerikalının iyisi, Paris’te ölür.
Oscar Wilde