AĞLAMAYI BİLECEKSİN

Ağlamayı bileceksin… Bilmiyorsan da öğreneceksin… Eğer düzelmekse niyetin, akan gözyaşlarını anlamlandırabileceksin. Yani öyle yok yere ağlamayacaksın. Gözyaşların boşuna akmayacak. Ağlamanın bile bir amacı olacak. Vahlamak ile insanca ağlayabilmenin arasındaki çizgiyi yakalayabileceksin ki, gözyaşlarının değeri olsun.

***

Ağlamanın insani boyutunun gerçek manada kavranması gerektiğine inanıyorsan, önce işin samimiyet yönüne odaklanacaksın. Bu yüzden baştan aşağıya gerçek olacaksın. Yani samimiyeti önce sen yakalayacaksın. Bu samimiyet sana, öyle her yerde ağlamanın çok da önemli bir şey olmadığını öğretecek. Gözyaşlarının hiçbir zaman bir silah olarak kullanılmaması gerektiğini anlayacaksın. Dökülen yaşlar ne seni ne de bir başkasını kandıracak. Artık öyle bir noktaya varacaksın ki tüm samimiyetsiz ağlaşmaları ve bu yalanların doğurabileceği tehlikeleri herkesten önce sen sezebileceksin. Bunlara asla izin vermeyeceksin. Senin samimiyetin ve ahlakın bu ikiyüzlülüğe galip gelecek…

Sahtekârları susturacaksın.

***

Samimiyeti yakalayabildikten sonra, sıra bu sefer iyi bir gözlemci olmaya gelecek.

Ağlamanın hissi bir şey olduğunu hatırlayarak çevreni ve çevrendekileri hissetmeye zorlayacaksın kendini. Bu zorlamayla fark etmeden, insanı ve hayatı anlamaya, anlamlandırmaya başlayacaksın. Bu süreçte, yaşlar yavaş yavaş dolmaya başlayacak gözlerine. Ne zamanki insana ve hayata bir adım daha yakınlaştığını tam olarak duyumsadın, işte o zaman tutamayacaksın kendini…

Ağlayacaksın…

***

Gözlem aşamasından sonra değerlendirme süreci başlayacak. Kendi kendine sessizce akıttığın bu yaşlara, belli bir zaman sonra hıçkırıkların eşlik edecek. Çünkü girdiğin bu üçüncü evrede içindeki hırs, tutku ve heyecan sakince boşalan yaşlarını hızlandırıp, seni biraz daha zorlayarak hıçkırıklara boğacak… Bu hıçkırıkların arkasında “neden, niçin, nasıl, neden böyle?..” gibi sorular yatacak. Hiçbir şey yapamamanın, hiçbir şey yapılamamasının yükünü ancak bu hıçkırıklar kaldıracak.

Doğrunun yanlışla, güzelin çirkinle karıştırılmış olmasına çıldıracaksın. İnadına anlamak istemeyenler delirtecek seni. Anlaşılamamak hepsinden de zor olacak…

Daha fazla dayanamayacak;

Hıçkırıklarını duyuracaksın…

***

Gümbür gümbür ağladıktan sonra, kendini azıcık yorgun bir şekilde dördüncü evrenin içinde bulacaksın. Bu evre belki de en çok evrileceğin kısım olacak. Oldukça gürültülü bir kısımdan çıktıktan sonra, aniden bir sessizliğin içinde yer almak önce her ne kadar boş ve anlamsız gelse de, sonradan birçok şeyi kavratacak. Bu evrede kendini yorulmuş ama bir o kadar da rahatlamış hisseden ruhun ve bedenin, hayata ne olursa olsun inanmak gerektiğini usulca anlatacak sana. Bunun en güçlü kanıtını kendi yaşadıklarında göreceksin. Çünkü, ne de olsa üçüncü evreyi atlatıp bu noktaya gelen sendin. O bağır çağır ağlayıp, hıçkırıklarını tutamayan sen, bir şekilde sakinleşip yine sürüp giden hayatın içine katılmayı başarmıştın.

Şimdi bu durumun garipliğine şaşırıp, gözlerindeki nemi sileceksin.

Kaldığın yerden yaşamaya devam edip;

Bu sefer ağlamayı öğrenmiş temiz bir insan olarak,

Tüm bu yaşananlara sadece gülüp geçeceksin…