İSTİHBARAT, ZAFİYET, DİYET

Fransız hızlı müdahale birimleri GİGN, RAİD ve BRİ, Paris saldırılarının beyni olduğu ileri sürülen Abdülhamit Ebayud’u kanlı eylem gecesinden sadece 5 gün sonra saklandığı evde buldu ve öldürdü.

Peki, Paris’e saldıran beyni böylesine çabuk bulup dağıtan ve aslında dünyanın en iyilerinden sayılan Fransız istihbaratı, nasıl olup da saldırıları, üstelik uzun süredir « hazırolda » beklemesine karşın önleyemedi?

Türk medyasının görmediği şöyle bir ayrıntı var: Abdülhamit Ebayud’un Paris banliyösü Saint Denis’deki sığınak ve yığınağını, Fransız istihbaratı saptamadı…

Belçika yurttaşı Ebayud’u Brüksel’deki Molenbeek’ten Paris’e kadar izleyen Fas istihbaratı Fransa’ya ihbar etti!

Demek ki Belçika ve Fransız polisi, burunlarının dibinde at oynatan teröristlerin arkasından nal toplarken; Fas Krallığı’nın ajanları, kendi yurttaşı olmayan Faslıları bile tüm Avrupa’da gözden kaybetmiyor. Niçin?

***

Çünkü 11 Mart 2004’te 191 kişinin ölümüyle sonuçlanan Madrid suikastının El Kaide’li failleri Fas’lıydı. Çünkü, 2014’te Brüksel’deki Yahudi Müzesi baskınında 4 kişiyi öldüren terörist, Fas’lıydı. Çünkü 21 Ağustos 2015’te Amsterdam’dan Paris’e giden hızlı trende uzun namlulu silahla yolculara ateş açarken, şans eseri trende bulunan 3 Amerikan askeri tarafından derdest edilen saldırgan da Fas’lıydı!

Sıradan insanların gözünden kaçabilir, ama devlet istihbaratları böylesi karşılaştırmaları yapmak ve sonuçlar çıkarmak için vardırlar.

Fas istihbaratı, gereken sonucu çıkarmış ve Avrupa’daki soydaşlarını merceğe almış.

Oysa başkenti Brüksel aynı zamanda AB’nin başkenti olan Belçika’da gerek istihbarat, gerekse polis birimleri yan gelip yatmış. Brüksel’in göbeğindeki Molenbeek’in İslamcı teröristlerin rahatça yuvalandığı bir üs haline gelmesine seyirci kalmış.

***

Neden? Çünkü Belçika’nın ulusal politikası, uzun süredir ülkeyi paylaşamayan Valonlarla Flamanlar arasındaki sürtüşmelere odaklanmış durumda. Ne içerde gelişen, ne de dışardan gelebilecek gerçek tehlikelere yoğunlaşabiliyor.

Ya polis devleti diye bilinen Fransa’nın zaafına ne demeli?

Bataclan konser salonunda katliam yaptıktan sonra kendisini havaya uçuran intihar bombacılarından, yine Fas asıllı Fransız yurttaşı Samy Amimour’u Yemen’e giderken gözaltına almış. Adli kontrol koşuluyla serbest bıraktığı adamı, herhalde rahat kroki çıkarsın diye belediye otobüslerine şoför olarak istihdam etmiş, iyi mi?

Büyük devlet sayılmayan Fas istihbaratı, Avrupa’da olan biteni iyi kötü izleyebilirken;

Avrupa’nın büyüklerinden Fransa ve AB’nin merkezi Belçika’nın kendi topraklarında doğup yeşeren teröristlerden habersizliği nasıl açıklanabilir?

Çünkü monarşik Fas, bir İslam ülkesi olarak radikal dinciliği biliyor, İslamcı teröristlerin mantık ve davranış biçiminden haberdar.

***

Oysa demokrat Batı, salt terör şokunu değil, İslam olduğunu ileri süren saldırganlarla bir kültür şoku da yaşamakta!

Dünyanın sonu geldi diye topluca intihar eden uçuk kaçık tarikatlara, kendisini yakan Budist rahiplerin mantığına nasıl yabancıysa; El Kaide ya da IŞİD gibi cennet vaadiyle öldüren ve ölen, yaşam düşmanı teröre de o kadar basmıyor kafası!

Bu garip mantığı çözdüğü anda, karşı taraf kadar vahşileşeceğine emin olabilirsiniz, Batı kültürünün. Teknolojik üstünlüğü var. Vahşileşince, kazanacaktır da.

Ama böyle bir sıçrama, Avrupa’da demokrasiye de veda demektir.

Korkulması gereken de tam budur.

Son söz: İslam tarihindeki ilk Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 1996’da Fas’ta kurulduğunu ve 2011 seçimlerinden beri « Kral’ın gemlediği » iktidarda olduğunu biliyor musunuz?

Fas’taki öncül AKP’nin logosu gaz lambası, Türkiye’deki ardıl AKP’ninki ampul. Zaten tek fark da bu.

Levent Kırca’nın ruhu şenlensin, eh olacak o kadar!

Demokrasi, bir kalabalık yasasından ibaret olup, yüzde 51’lik çoğunluğun geriye kalan
yüzde 49’un haklarını gaspına yarar. 
THOMAS JEFFERSON