MEDYANIN SONBAHARI

Parlak bir gazetecilik kariyerine sahip olan Tuluhan Tekelioğlu, son derece değerli bir çalışmaya imza attı. Gazeteciliğin ve gazetecilerin içinden geçtiği dönemin tomografisini çekti!..

Önce “Persona Non Grata” (İstenmeyen Kişi) belgeselini yaptı. Sonra bu çalışmayı daha geniş bir bilgi ve belgeyle Kırmızı Kedi Yayınlarından kitap haline getirdi:

“Ya Bizdensin Ya da…”

Belgeseli YouTube’da on binlerce kişi izledi, izliyor.

***

Kitapta “en büyük” medya patronu Aydın Doğan’dan, ismini fazlaca bilmediğiniz muhabirlere kadar pek çok gazetecinin söyledikleri yer alıyor.

Çok fazla veri sunuyor kitap. Mesela Ahmet Şık, diyor ki:

-Medya günahlarını tartışacaksak, bunu AKP iktidarıyla sınırlamamalıyız. Gazetecilik her dönemde devletin ve güç odaklarının yüksek çıkarları doğrultusunda yapılmıştır!

Bugün AKP’nin hışmına uğrayan Doğan Grubunda çalışan Ahmet Şık 2005 yılında Radikal gazetesinden atıldığında –hem de 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Gününde- kendisine şu bilgi de verilmişti:

-Seni hiçbir yerde çalıştırmayacağız!

Dediklerini de yaptılar. Sabah Grubu dergisi Aktüel’e girmişti Ahmet, sadece 4 gün çalışabildi. Doğan Grubundan gelen bilgi ve arzu doğrultusunda kapının önüne konuldu.

Aynı şey SkyTürk televizyonunda editör olarak çalışmayı kabul ettiğinde de yaşatıldı.

Sektörden atılmıştı!

Ahmet Şık’a bu zulmü yapanlar da şimdi mağdur!..

Aydın Doğan, Tuluhan’a diyor ki:

-Epeyce arkadaşımızla istemeyerek yollarımızı ayırdık. Kabahatlerimiz vardır!

Ne güzel değil mi?

Bir de Kadri Gürsel’in dile getirdiği gerçekler var. Gürsel ekonomik olanakların gazetecileri ne hale getirdiğini şöyle anlatıyor:

-Gazeteciler patronların hizmetkarları oldular. Çünkü şımartıldılar. Hak etmedikleri paraya, lükse ve imkanlara kavuştular. Havuzlu villalar özel yatlara sahip oldular!

Gürsel’in kastettiği “gazeteciler” elbette üst düzey elit medya yöneticileri!.. Patronları ve siyasetin en tepesindekilerle birlikte Ege adalarında kucak kucağa tatiller yapanlar, maaş yerine her ay patrondan servet alanlar…

(Bir yanlış anlaşılmaya sebep olmak istemem. Yukarıdaki örnek somuttur. Doğan Holding Başkanı Aydın Doğan, Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Y. Yılmaz ve Hürriyet
Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün DYP lideri Tansu Çiller’in eşi Özer Çiller ile 2002 yaz aylarında yaptıkları tekne tatilini hatırlatmak istedim).

***

Tuluhan’ın sorusu üzerine Milliyet’in eski Genel Yayın Yönetmeni Derya Sazak röportajın yapıldığı villasının kendisine Aydın Doğan tarafından verildiğini, bunu da sözleşme gereği olduğunu kendisinden başka Ertuğrul Özkök ile Mehmet Ali Yalçındağ’a de birer adet hediye edildiğini belirtiyor. Bir de maddiyat üzerinden değerlendirme yapıyor:

-O yıllarda medyada çok iyi para kazınılan dönemlerdi! Bu ev 700 bin dolara alındı.

Yüksek bir rakam da değildi yani..!

1990’lı yıllardan söz ediyor Derya Sazak. O yıllarda Milliyet’in İstihbarat Servisinde (ki gazetenin kalbi) çok sayıda kadrosuz yani sigortasız muhabir çalışıyordu. Hatta içlerinde telif ödenmeyen 8-10 yıllık imza sahibi muhabirler bile vardı. Servistekiler taksi fişleri oluşturuyorlar, muhasebeden alınan parayı da bu arkadaşlarına veriyorlardı. Bunu da gizlice yapıyorlardı ki, yukarıdakiler vaziyeti öğrenip de “patronun parası har vurup harman savuruyorsunuz ha?” diye üslerine gelmesinler!

Başkalarını eleştirmek kolaydır. Mesela AKP iktidarını… RTE’nin medya yöneticilerine telefonlarını… Önemli olan kendimize bakışımız nasıl olmalıdır?

Tuluhan Tekelioğlu bu açıdan çok değerli bir çalışma ortaya çıkardı. Özellikle kitap…

Belgesel 40 dakika, kitap ise saatlerce yapılan çekimlerin toplamına denk düşüyor. Yıllar geçtikçe değeri daha artacak. Çünkü bundan sonra hiçbir üst düzey yönetici bu kadar “içten” konuşmak istemeyecektir.

Kitap daha pek çok özel, acılı ve renkli anekdotla dolup taşıyor. Hepsinin toplamında ise ortaya hüzün çıkıyor:

-Medyanın sonbaharı!