AMMA GECE!

“Tanrım, bu gece hiç bitmesin, hiç bitmesin…” Önceki akşam İş Sanat’ta Martha Graham Dans topluluğunu izlerken içimden geçen buydu. Bu gece hiç bitmesin…

(Bu dilek, akşamın hangi anında, “Tanrım, çağdaş ve evrensel değerler bizi hiç terk etmesin” düşüncesine, endişesine dönüştü bilmiyorum…)

Sahnedeki sanatçılar yerçekiminden arınmış bir dünya yaratmışlardı. Yeryüzü aşk üzerinde “yüzüyordu”. Aşkın üç hali elle tutulur somutluktaydı. Gençliğin neşesi, umudu, hercailiği sarıydı. Erotizm, sahneyi, tuvali yarıp geçen kırmızı bir Kandinsky çizgisiydi. Olgunluk, aşkın sonsuzluğu hiç kirlenmeyen beyazdı…

(Kindar ve dindar gençlik yetiştirme azminde olanlar aşkı, vuslatı, genç olmayı yasaklayamadıkları için mi kadınla erkeği birbirinden ayırıyor, bedenden utanıyor, saçı günah sayıyordu? Kadını suç ve tahrik aracı olarak gören zihniyet, din adına kafa keseni nasıl kucaklayabilirdi ki?)

Modern dansın büyük ustası, dinamosu Martha Graham (1901-1991) 20. yüzyılın başında klasik baleye meydan okuyor, yaratıcılıkla, düş gücüyle, sorgulamalarla, geliştirdiği teknikle, yapısal bir değişim gerçekleştiriyordu. Bedenin, hareketin, boşluğun yapısal olanaklarını zorluyordu. Modern dansın öncüsü, dansa insanın özündeki tüm duyguları katmıştı. Topluluğu aynı yolda ilerliyordu.

(Bu Cumhuriyetin özünde “yurtta barış cihanda barış” vardı. İyilik, güzellik vardı. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi vardı. Bilgiye, ilme verilen önem vardı… Hepsini mi yitirdik? Türkiye denilen bu cennette bu cehennemde “Dostluk maçında” ölenlere saygı duruşunda bulunanlar, ıslıklanıyor…)

Sahnede “Ağıt Çeşitlemeleri”: 11 Eylül New York’ta İkiz Kulelere yapılan terör saldırısı üzerine gerçekleştirilen bir eseri izliyoruz.
Eserin başında Martha Graham’ı perdede dans ederken görüyoruz.
1940’lar: Yeryüzünün tüm acısı o siyah beyaz görüntüde: O yüzde, ellerde, bedenin her zerresinde… Müzik insan nefesine dönüşürken perdedeki acı, dansçıların bedenine geçiyor… Beden acı çekiyor.

(Ankara… Paris… Suruç… Beyrut… Mali… Kuran okuyabilen kurtulmuş Mali’deki terör saldırısından… Ankara ya da Paris’te buna imkân vermemişlerdi. Ne de İkiz Kulelerde… Dünyanın neresine gitsem, son zamanlarda en sık karşılaştığım, hükümetiniz neden IŞİD’le sarmaş dolaş sorusu…)

Sahnede doğa ile insan ilişkilerini irdeleyen ikili danslar: “Saraband”, “Ay”, “Orman”… Sahnede doğa kutsanıyor, insan bedeni kutsanıyor, ustalığın ve yaratıcılığın doruğuna tanıklık ediyoruz…

(“Orman”ı izlerken, aynı gün sosyal medyada paylaşılan bir haber aklıma çakılıyor: “Zeytin ağacı Yahudi ağacıdır Türkiye’deki zeytin ağaçlarının tamamının üç yıl içinde kesilmesi planlanıyor, bu sayede İsrail’e büyük bir darbe vurulacak” haberi…)

Ve sahnede geceyi taçlandıran Stravinsky’nin müziği ve Martha Graham’ın koreografisiyle “Bahar Ayini”… Vahşi, aykırı, görkemli, ürkütücü! Baharı kutsamak verimi artırmak için bir pagan töresi: Kurban diye seçilen bakirenin ölünceye dek dans etmesi…

(Tanrım, bu gece hiç bitmesin… Ölümler ve ilkel töreler sadece sahnede kalsın… Hayatı kutsamak varken ölümü kutsayanlar hepimizden uzak dursun… Çağdaş ve evrensel değerler bizi hiç terk etmesin… Hiç terk etmesin… Hiç terk etmesin…)