ARABİSTAN’DA BAŞKA NE VAR?

Arap yarımadasının yerel sömürgecilerine aşkımız kabardıkça kabardı. Bunlarla samimileşiyor, yarımadanın pek çok işine karışıyor, iç politikamızı bile bu yoldan etkilemeye çalışıyoruz.

Çocuklarımıza artık Türk değil onların çocuklarının eski yandan çarklı araba vapurlarının adlarını çağrıştıran isimlerini veriyoruz. Meydanlarımıza Araplarınkine benzer ibrik heykelleri yaptırıp etraflarına hurma ağaçları dikiyoruz. Arabesk şarkılar söylemekle yetinmiyor, dizilerimizdeki iç mekânlardan saraylarımıza kadar her köşeyi arabesk döşüyor, yabancı ülkelerin büyükleriyle bu ortamlarda resim çektirdiğimizde muhteşem göründüğümüze inanıyoruz!

Oysa Arapların gerçekten sevecek, sayacak başka şeyleri vardır.

Mesela şairleri vardır. Demokrasi özlemini dile getiren bu kadar çok şairin niçin bu yarımadadan çıktığını düşünmeli, bu şairlerin şiirlerini okumalıyız.

Mesela Murid Barghuthi: 1944 doğumlu Filistinli bu şair, Arap baharında halk sokağa dökülünce bakın ne söylemiş. “Kahire’de Mübarek karşıtı gösterilerde halk ellerinde Tunus bayrakları, Tunus şiirinin en güzel mısralarını seslendiriyor: Halk yaşamaya karar verdiğinde kader boyun eğecek ve zincirler kırılacaktır.”

Bir de şiirini okuyalım: “Pek bir derdim yok/ Ellerim kelepçelenmiş değil/ Dilim henüz susturulmadı/ Akrabalarımı hapishanede ziyaret edebiliyorum/ Pek bir derdim yok/ TV habercisinin sırıtışı beni eskisi gibi hasta etmiyor/ Sabah akşam kahverengililerin bizleri çevirmelerine alıştım/ Bu nedenle kimlik belgelerimi yüzme havuzunda bile hep yanımda taşıyorum/ Ölümden sonra bir yaşamın olduğunu anımsıyorum/ Ölümden sonra bir yaşamın…/ Bir derdim yok ama Tanrı’ya soruyorum/ Acaba ölümden önce de hayat var mıdır?”

Ahmed Fouad Negm’i (19292013) de tanımalıyız:

“Biliyoruz bu ülke senin/ Biz sadece misafiriz/ Yüzünü görebilmektir tek tesellimiz”

Ülkesindeki diktatörlere böyle seslenen Mısırlı Ahmed Fouad Negm önce Nasır, sonra Enver Sedat, ardından Mübarek, bütün diktatörleri yerden yere vuran şiirler yazarak ülkesinde haksızlığa, hukuksuzluğa direnenleri yüreklendirmişti.

Ahmed Fouad, Müslüman Kardeşleri de eleştirmişti. Bu ozan, devlet büyüklerini hicvettiğinden, yaşamının 18 yılını hapishanelerde geçirmiştir. Başka ne mi demiştir:

“Anayasa mı?/ Ne anayasası?/ Artık kim takar?/ Yozlaşmanın emeğimizi çiğneyip geçmesi, burada yuvalanması/ Dalbudak salması yetmez mi?/ Bu çöküntü bizi eziyorsa/ Felaketler, skandallar ve rüşvet, birbirini kovalıyorsa ne gam!/ Biz sadece kahvede oturur/ Veliahtının gelmesini bekleriz/ Sonra,/ Sana bağlılık yemini ederiz/ Oğluna ve onun oğluna da doğal olarak!”

Arapların demokrasiye özlemini dile getiren daha pek çok şairi vardır: Nizar Kabbani’si, Muhammet al Mahgut’u, Abdel Vahap al Bayati’si de vardır. Siz, Arap halkını sömürenlere, meydanlara ibrik dikenlere değil Arap halkının özlemlerini dile getirenlere kulak verin… Göreceksiniz: Söylediklerinin çoğu bize de iyi gelir!