CUMHURİYET

Cumhuriyet, Latince res (şey / mal) puplica (halk) deyiminden gelen repuplic (İng) / republique (Frz) sözcüğünün karşılığıdır. Cumhuriyet, Arapça “cumhur” kökünden türetilmiştir. Arapça ’da cumhur, toplu halde bulunan halk demektir. Cumhuriyet sözcüğünün etimolojik köklerine inildiğinde, ister Arapça, ister Latince anlamı dikkate alınsın, “halkın malı olan devlet” anlamı karşımıza çıkmaktadır. Cumhuriyet, halk topluluğuna ait devlet biçimi demektir.

Cumhuriyet bir devlet şeklidir. Tanımı gereği, halk egemenliğine dayanır ve devleti temsil edenler seçimle belirlenir.

Monarşilerde olduğu gibi, yönetenler veraset yoluyla gelmezler. Cumhuriyetin özü demokratiktir ancak cumhuriyet ve demokrasi özdeş kavramlar değildir. Bu nedenle cumhuriyet, bir yönetim biçimi olan demokrasiyle karıştırılmamalıdır. Çünkü devlet biçimi monarşi olup, demokratik şekilde yönetilen devletler (örneğin İngiltere, Belçika vb) olduğu gibi, devlet şekli cumhuriyet olmasına karşın, anti demokratik (despotik) cumhuriyetler olduğu bilinmektedir.

Cumhuriyet düşüncesi, eski Yunandan, Roma’dan beri sürekli gelişen bir düzen anlayışını temsil etmektedir.

Cumhuriyetçi düşüncenin köklerini, Aritoteles, Polybios ve Cicero gibi düşünürlerde bulmak mümkündür. Daha sonra araya giren ve bin yıldan fazla süren karanlık çağdan sonra Cumhuriyet fikri, aydınlanma devrimiyle birlikte yeniden canlılık kazanmış ve siyasal düşüncenin merkezine yerleşmiştir.

Makyavel, Montesquieu ve Jean Jacques Rousseau’nun fikri katkılarından sonra Cumhuriyet, Fransız İhtilali ile asıl anlamına kavuşmuştur.

Aslında Fransa’dan daha önce Amerika’da 13 İngiliz kolonisinin 1776 tarihli Bağımsızlık Bildirisi, 1789 Fransız İhtilali sonucunda yayınlanan İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisiyle benzerlik taşır. ABD ile Fransa cumhuriyetçiliği arasındaki temel fark, Fransa’da, bir halk ihtilali sonucu cumhuriyete kavuşulurken, ABD de jakoben model yerine, gönüllü olarak bir araya gelen kolonilerin imzaladıkları sözleşmeyle cumhuriyet fikrinin hayat bulmuş olmasıdır. Fakat Fransız İhtilali, monarşik bir devlet yapısından halk egemenliğine geçiş için, bütün dünyada milat olarak kabul edilir.

Dolayısıyla Fransız İhtilalinin üç ilkesi olan özgürlük, eşitlik ve kardeşlik, cumhuriyetin de ilkeleri olarak kabul görür.

Cumhuriyet modernitenin rejimidir.

Cumhuriyetin esin kaynağı aydınlanma felsefesidir.

Cumhuriyetin öznesi yurttaştır ve cumhuriyet, yurttaşlık hukuku üzerine inşa edilmiştir.

Cumhuriyete ana karakterini özgürlük ilkesi verir. Yurttaşı her türlü tahakküme (mahalle baskısına) karşı koruyan bir toplumsal düzen özlemi cumhuriyetçi anlayışın odak noktasını oluşturur. Toplumsal gelişme için yaratıcılık, yaratıcılık için sorgulayan özgür birey şarttır. Bu nedenle cumhuriyet düzeninde, fiziki ya da manevi her türlü baskı odağını ortadan kaldıran politikalar izlenir. Yurttaşların, özel bir topluluğa aidiyetini öne çıkartan etnik / milliyetçi / cemaatçi / komüniteci anlayışlara ve soyut evrenselcilik anlamındaki köksüz, kozmopolit liberal tehlikeye karşı korunmalarına özel önem verilir.

Philip Pettit’in dediği gibi, cumhuriyette; müdahalenin olmadığı liberal özgürlük düşüncesinin yerini, boyunduruk altına girme ihtimalinin olmadığı cumhuriyetçi özgürlük anlayışı alır.

Cumhuriyetçi rejimler yurttaşlara özgürlük ve güvenlik garantisi verirler.

Cumhuriyetçi anlayış, yurttaşın kendi yaşantısı üzerindeki egemenliğini koruma konusunda titizdir. Bireyi kollektiviteye teslim etmez. Ama aynı zamanda, kamusal sorunlara duyarlığı, toplumsal aidiyet duygusuna sahip olmayı, toplumda yerleşik hale gelmesini istediği eşit yurttaşlık hukukunu geliştirmeyi de ihmal etmez. Cumhuriyet, toplumu, özel bireyler yığınına indirgemez. Atomize bireyi değil, toplum içinde bireyi esas alır. Kimlikleri inkâr etmez.

Ancak cumhuriyetçi özgürlük anlayışı, belli aidiyetlere hapsolup kalmayı değil, oralardan çıkma imkan ve becerisini yurttaşlara fırsat olarak tanımak ve sunmak ister. Çünkü hiçbir aidiyet bağının tek başına bireysel olanakları harekete geçirmeye yetmeyeceğini bilerek, özgürleşmeyi sağlayacak ortam ve koşulları yaratmanın kamusal bir görev olduğunu kabul eder.

Liberalizm, bireysel alanı sadece devletin müdahalesine karşı savunurken, cumhuriyetçi anlayış bunu yeterli görmez.

Zayıf durumda olanları özellikle kadınları, sömürülmeye açık sınıf, sosyal katman ve kesimleri baskıcı kültürel değerlere ve patronların, güçlülerin keyfi tutumlarına karşı korumaya alır.

Cumhuriyetin diğer temel dayanağı, eşitlik düşüncesi ve yurttaşların eşitlik taleplerini yerine getirme iradesidir. Bu nedenle, sosyal adalet kavramını cumhuriyet düşüncesiyle birlikte anmak mümkündür. Cumhuriyetin üç temel ilkesine bir dördüncüyü eklemek gerekirse, o ancak, adalet kavramı olabilir. Cumhuriyet düzeninde adalete verilen önem eşitlik fikrinden kaynaklanır. Cumhuriyette her yurttaş, yasa önünde eşittir. Ancak yasa önündeki eşitlik kuralının toplumda zor durumda bulunan kişi ve kesimleri güvenceye almadığı yaşanarak görülmektedir. Bu bakımdan cumhuriyetin eşitlik anlayışı sosyal ve ekonomiktir. Cumhuriyette adalet anlayışı ve hukuk, sosyal adaleti gerçekleştirecek şekilde düzenlenir. Sosyal ve ekonomik eşitlik sağlanırken, Sovyet tipinde olduğu gibi mülkiyet ortadan kaldırılarak değil, mülksüzlerin mülk edinmelerini sağlayan sosyal politikalar uygulanarak eşitlik sağlanmaya çalışılır.

Cumhuriyet ne özgürlüğü ne de eşitliği diğerine feda eder. Bu iki değerin yozlaşarak benciliğe ve kolektivizme dönüşmemesi için kardeşlik adı altında bir sentez sunar. Kardeşlik ya da dayanışmacılık toplumsal barış ve güvenliğin temelini oluşturan risklerin ve avantajların sosyal sınıf ve katmanlar arasında eşit bir biçimde dağıtılmasının kabulü anlamındadır. Cumhuriyet; toplumsal barış ve adil yönetim için yurttaşlar arasında dayanışmayı sağlayacak duygusal bağların üretilmesine, insancıl geleneklerin yaratılmasına, iletişim ortamlarının geliştirilmesine çalışır.

Cumhuriyetin sahibi yurttaştır. Cumhuriyet, “Fikren, ilmen, fennen, bedenen, kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister.” Cumhuriyet değerlerinin korunması bir yurttaşlık görevi olduğundan, eğitime cumhuriyet düzeninde özel önem verilir.

Halk dalkavuklarının, demagogların ve tahakküm odaklarının keyfi, otoriter yönetim kurmalarının önüne geçmek üzere, toplumun en yoksul kesimlerini de kapsayacak, cumhuriyetin etik değerleriyle beslenmiş parasız eğitim tüm yurttaşlara sağlanır. Cumhuriyette okul parasız ve zorunludur.

Cumhuriyetin okulu laiktir. Laiklik ilkesi, vicdan özgürlüğü ve insan onuru düşüncesinden kaynaklanır. Devlet dini diye bir şey olmaması yeterli görülmez. Devletin hiçbir dine, hiçbir biçimde ayrıcalık tanımaması kuralı uygulanır. Bu nedenle, aydınlanma felsefesine de koşut olarak cumhuriyet, toplumun seküler bir yapıya kavuşması için çalışır.

Cumhuriyet, yurttaşın inancına ve ibadetine karışmaz, ancak dinin toplumsal görünürlüğüne devlet destek olmaz.

Cumhuriyetçi anlayış, milliyetçiliğin karşısına yurtseverlik duygusunu koyar.

Cumhuriyetçi yurtseverlik, etnik, dini vb. kültürel özelliklere göre tanımlanmış milliyetçi sapmalara karşı cumhuriyete aidiyeti öne çıkartır. Cumhuriyetçi yurtseverlik toplulukların tarihine bağlılığını inkar etmez. Tarihe küsen bir anlayışı dayatmaz. Tarihi geleceğin inşası için değerlendirir.

Günümüz cumhuriyetçilik anlayışında, katılımcı bir yönetim anlayışı ve buna bağlı olarak aktif yurttaş kavramı öne çıkmış bulunmaktadır. Temsili sistemin yetersizliklerinin yaşanarak görüldüğü, çoğunluğun tahakkümüne dönüşen, kamuoyu tepkilerine duyarsız, belli aralıklarla yapılan seçimler yerine, iktidarın sürekli olarak sorgulanabildiği, hesap verilebilirliğin mümkün kılındığı bir yönetim anlayışı, çağdaş cumhuriyetçi bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.

Liberalizmin savunduğu devletin tarafsızlığı fikri, son tahlilde, çoğunluk kültürünün azınlık kültürüne kendisini empoze eden bir sonuç doğurmaktadır. Bireyin kendi kültüründen yararlanması ve onu başkalarıyla paylaşması hakkı, cumhuriyetçiliğe aykırı değildir. Ancak kültürel haklar tanınırken, kamusal alanın kullanılması belli kimlik ve kültürlere ayrıcalık olarak sunulmaz, etnik veya dini kimlikler nedeniyle kamusal alanın parçalanmasına izin verilmez ve kamusal alanlardan mahalle baskısı üretecek ortamlar yaratılmasına fırsat verilmez.

Açıklamaya çalıştığımız anlayışa göre kurulan Cumhuriyetimiz günümüzde, gericiliği, muhafazakarlığı ve piyasacılığı özendiren, maziperest bir yörüngeye girmiştir. Kamuculuk unutulmuş, laiklik neredeyse yok edilmiştir. Yurttaşlık kimliğinin üzeri örtülmüş, çok kimlikliliği demokratiklik olarak sunan bir kargaşa toplumu yaratılmıştır. Bu tablonun yarattığı sorunları her alanda yaşıyoruz. Oysa Cumhuriyetçi anlayış, insanlık için, gelişme ve ilerleme yönünde çağdaş bir model olarak güncelliğini korumaktadır.

Çünkü cumhuriyetçi anlayış; bireyi tüketiciye dönüştüren liberal bir anlayışı değil, dini sömürerek kitleleri hipnotize eden, cehalete sürükleyen muhafazakârlaşmayı hiç değil, özgürlüğünü kamusal yaşamdaki etkinliklerinden alan etkin yurttaş için yaptığı düzenlemeleri önemseyen devrimci karakteri ile ayaktadır.

Anadolu’da kurulan demokratik ve laik Cumhuriyet, insanımızı feodal beylerin, toprak ağalarının, tarikat şeyhlerinin, cemaat liderlerinin tahakkümünden kurtarmaya ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmaya çalışmıştı. Anadolu, Cumhuriyetle birlikte hümanizmanın ışığıyla aydınlanmıştı.

Yaklaşık yüz yıl önce, mitolojide olduğu gibi, nehirlerin yönünü çevirerek, kokuşan yerleri temizleyen Herkül gücünde bir devrimci, Türk Ulusunun esenliğe çıkışını sağlamıştı. Ancak geldiğimiz aşamada, Cumhuriyetin aydınlık yüzü karartılmış, çağdaş uygarlık özelliği köreltilerek karanlık bir sürece girilmiştir.

Şimdi, yüz yıl sonra, girilen bu karanlık süreçten çıkışı sağlayacak yeni bir “Herkül” gücüne ihtiyacımız olduğu anlaşılıyor.