İNSAN…TERÖR… İKLİM…

Gazetecinin sadece ‘gerçek’ haberi kamuoyu ile paylaşma ‘cesareti’ gösterdiği için tutuklandığı, avukatın sadece “barış” istediği için katledildiği, doktorun sadece var gücüyle kurtarmaya çalıştığı hastası, yaşamını kaybettiği için yakını tarafından öldürüldüğü bir ülkede “iklim değişikliği için mücadelenin” esamesinin bile okunamayacağı, kaotik gündemin içinde kendine asla, küçük de olsa yer bulamayacağı belli…Ama ne yapalım ki, konu yaşamsal…

Geçen hafta dünyada artan terörde bir tetikleyicinin de iklim değişikliğinin toplumlar üzerindeki etkisi olduğunu ve Paris’te halen devam eden iklim zirvesinin daha elle tutulur önlemler almak için önemli bir fırsat olduğunu yazmıştık.

Evet 30 kasımda başlayan ve 11 aralık’a kadar sürecek olan zirve, insanı da, insanlığın geleceğini de, terörizmin uzanabileceği boyutları çok çok yakından ilgilendiriyor. Zirvede 1997’de imzalanan Kyoto Anlaşması’nın yerine geçebilecek ve dünyanın kaderini belirleyecek yeni bir iklim anlaşmasına imza atması bekleniyor. En önemli konu küresel ısı artışını yıllık 2 derecenin altında tutabilmek. Ancak bu, büyüme paradigmalarının değişmesi de dahil önemli kararları gerektirdiği ve ülkeler bu konuda aynı gönüllülüğe ve kararlılığa sahip olmadıkları için ilerleme pek sağlanamıyor…

İlk oturum 30 kasımda gerçekleştirildi. 150 lider katıldı. 3’er dakikalık konuşma süreleri vardı. Çoğu bildik şeyleri tekrarladılar. Ancak içlerinde birkaç konuşma bomba etkisi yarattı. Ekogazete küçük bir derleme yapmış: Örneğin, dünya boyutundaki küresel ısınmada 2°C eşiğini aşmamaktan söz edildiğine Nijerya cumhurbaşkanının “Tamam da, bizdeki ısınma 4 dereceyi geçti. Tarımı allak bullak etti. Büyük göçlere neden oldu. Terörist hareketleri kamçıladı.

Afrika’nın çok yerinde durum böyle” sözleri. Ya da Çad cumhurbaşkanının Çad gölünün durumu ile ilgili “50 yıl önce 25.000 km2’lik bir alana yayılmıştı. Şimdi küresel ısınma nedeniyle 2.500 km2’ye indi yüzeyi.Tarımsal üretim bu ölçüde azaldı” demesi…

Tarihsel süreç içinde yoksul ve gelişmekte olan ülke insanlarının batı için hiçbir zaman değeri olmadı. Bugüne kadar her ülkeyi sadece kendi vatandaşları ilgilendirdi. Artık “bana ne, bu o bölgenin sorunu” demenin zamanı çoktan geçti. Çünkü sorun belki önce o bölgeyi vuruyor ama çarpan etkisi tüm dünyaya yayılıyor.

Kasım ayındaki G20 zirvesinde, terörü aralarında G20 ülkelerinin de bulunduğu 40 ülkenin finanse ettiği dile getirilmişti. Çok geçmedi, uçak olayının ardından Rusya lideri Putin Türkiye’nin İŞİD’i nasıl finanse ettiğini açıkladı.

Şimdi doğrulamalar, yalanlamalar dolanıp duruyor. Ama geçmişten bugüne, batılı ülkeler başta olmak üzere farklı çıkarlar uğruna teröre inanılmaz kaynaklar aktarıldığı. Afganistan, Irak, Libya, Pakistan; Nijerya, Ruanda…

İnsan yaşamının kalitesinin arttırılması, sürdürülebilir bir çevre politikasının oluşturulması için harcanabilecek olan milyarlarca dolarlık para başka kaynaklara, çetelere, teröre, diktatörlere aktı, hala da var gücüyle akıyor…

Bilmem, artık bunları da masaya yatırmanın zamanı gelmedi mi?