KİLİKYA KATALİKOSLUĞU

Avukat Cem Murat Sofuoğlu önceki akşam İstanbul’da Cezayir Lokantasında bir grup gazeteci, akademisyen, diplomat, din adamı ile birlikte yemekli toplantı yaptı.  

Avukat Sofuoğlu davet gerekçesini açıklamadan önce geniş bir tarihi özet yaptı. Sonra da yaptığı hukuksal girişimi açıkladı:

-27 Nisan 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş durumdayız. Başvurumuz henüz sonuçlanmadı!

Sofuoğlu Ermeni Katolikosluğu’nun temsilcisi olarak hukuki bir sürec başlatmıştı. Önce bizlere “Katolikosluk nedir?” onu anlattı:

-Katolikos Yunanca ‘Evrensel’ anlamına geliyor. Ermenilerin en üst dini unvanıdır.

Son derece haklı ve maddi temellere sahip olan bir konu için 7 ay sonra basını bilgilendirme toplantısının gerekçesini açıklarken dedi ki:

-Kilikya Ermeni Katolikosluğu, 1293 yılından 1915 yılına kadar bugünkü Adana, Maraş, Gazi Antep çevresini kapsayan tarihi Kilikya bölgesinde Ermeniler için hem kutsal bir merkez olmuş, hem de Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyeti altına girdiği XVI. yüzyıldan itibaren de hukuken onları temsil etmiştir!

Coğrafi olarak Adana Kozan ilçesinde yer alan bu dini merkez, mimari dokusundaki tahribata rağmen varlığını koruyor.  

Avukat Cem Murat Sofuoğlu Anadolu’nun yaşadığı en büyük acının 100. yıl dönümüne denk gelen aşağıdaki bilgileri de verdi:

-Bildiğiniz üzere 1915 yılında Tehcir Kanunu yayımlandı ve bu kanun uyarınca Sis Katolikosluğu’nda bulunan Ayasofya Manastırı’nın boşaltılması ve herkesin Halep’e gitmesi emredildi. Bu arada bilgi olarak vereyim şu an Kilikya Katolikosluğu Beyrut’ta bulunmaktadır.

Fotoğraflar ve belgelerle desteklediği konuşmasının sonunu şöyle bağladı:

-Üzerinde Ayasofya Manastırının da bulunduğu ve yüzyıllardır Katolikosluğa ait olan arazi bugün Kozan Belediyesi adına kayıtlı bulunmaktadır. Biz de geçmişte bize ait olan ve çok olağanüstü koşullar altında irademiz dışında kullanım hakkımızın kesintiye uğradığı bu mülkiyeti geri almak istiyoruz!

Başvuru hakkında ABD basınında haberler çıktı. Türkiye’de ise Agos gazetesi konuyu sütunlarına taşıdı.

Hem Osmanlı imparatorluğu ile hiçbir ilgisi bulunmayan hatta onu tasfiye eden “genç” Cumhuriyet olduğunu ileri süren köklü yapı “devlette devamlılığın esas olduğunu” yeni ve zamanı geldiğinde ortaya koyar. Burada da öyle olmuş.

Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü 1983 ve 1991 yıllarında aynı metinden oluşan iki genelge yayınlıyor:

“Kayıp, firari kişilere ait (Ermeniler) gayrimenkullere ilişkin eski malik ve mirasçılarının Medeni Kanun gereğince ‘ilgili kişi’ sayılmayacaklarından tapu kaydı verilmesi dahil hiçbir tapu işlem talebinin kabul EDİLMEMESİNİ, bilgi ve belge VERİLMEMESİNİ, yer gösterme ve tespit YAPILMAMASINI… emretmektedir.”

Bu davanın bir başka özelliği yurt dışında bulunan Ermeni dini merkez tarafından açılan ilk dava olduğu da avukatı tarafından vurgulandı.

Ermeni Tehciri üzerine çalışanların yakından bileceği üzere bu zorunlu göç esnasında mallarını bırakıp gitmek zorunda kalanların, üzerlerinde bulunan hiçbir gayrimenkulü satmalarına ve devretmelerine izin verilmemişti.

Bu utanılacak durum, 1938’de Antakya Samandağ’da bulunan Ermeni köylerinde de yaşandı. Bugün Vakıflı köyde yaşayan Ermeniler, amcalarından, dayılarından, halalarından, teyzelerinden kalan araziler için devlete kira ödeyerek tarım yapabiliyorlar!

Kilikya Katolikosluk’unun Anayasa Mahkemesi’ne açtığı dava pek özelliğe sahip olması bakımından ilgi çekici bir hukuki süreci barındırıyor.