TÜRKİYE İÇİN BEYAZ SAYFA OLABİLİR Mİ?

Aslında şu soru ile başlayayım yazıya: Türkiye, bilimin önemini Sancar’ın Nobel’i ile mi anladı? Hükümet ve Beştepe cephesinden gelen yoğun ilgiyi ve Sancar’ın ABD’ye dönmeden önce Cumhurbaşkanı ile görüşmesine yönelik ısrarı görünce insanın aklına ister istemez bu soru geliyor. Umarım öyledir. Çok geç kalınmış olsa bile bir yerden başlamak her zaman iyidir. Pazartesi gününden beri Stokholm’deyiz. Dolu dolu bir Nobel haftası…

Türkiye’nin kâbus gündeminden uzaklaşmak ve bir nebze de olsa bilimi soluyabilmek büyük şans.

Sizler bu yazıyı okuduğunuzda Nobel Kimya Ödülü, İsveç Kraliyeti’nin ve bütün ülkelerin temsilcilerinin hazır bulunduğu bir ortamda Prof. Aziz Sancar’a sunulmuş olacak. Buna şahit olacak olmak beni şimdiden heyecanlandırıyor. Salı sabahı Stokholm Üniversitesi’nde Kimya ödülünü alan 3 bilim insanının sunumlarını yaptıkları Nobel Lecture vardı. Tamamen akademik sunumlar…

Ancak halka, öğrencilere de açık… Çok büyük dikkatle dinlememe karşın fazla bir şey anladığım söylenemez. DNA onarım mekanizmalarına ilişkin bulgularını, süreci, geçmişten bugüne, rakam ve şemalarla anlattıkları… Koca bir ömür adadıkları çalışmalar, sonsuz bir emek, yüzlerce makale, büyük paralar…

Aynı konu ile dünyanın farklı ülkelerinden yapılan çalışmaların birbirine eklemlenmesi ile yol alınabiliyor ancak. Tamamen evrensel, tamamen insanlığın yararına…

Sunumun ardından Prof. Sancar ile otelde buluşup küçük bir sohbet yaptık. “Nobel ödülünü almak aslından olimpiyatta altın madalya kazanmak gibi” dedi. “Diğerleri de iyidir ama ipi bir adım önde göğüsledin mi tarihte sen hatırlanırsın”. İşte bu kadar da alçakgönüllü…

Ama Obama’ya kafa tutacak kadar da sert. “Beyaz Saray’a davet edildik eşlerimizle birlikte. Görüşme çok kısa sürdü. Söyleyecek bir şeyiniz var mı, diye sordular. ‘Bilim için ayırdığınız bütçeyi neden yüzde 20 azalttınız’ diye sordum. Sanırım hoşlanmadılar…” dedi.

Benzer bir çıkışı İsveç’in Washington’daki büyükelçiliğinde yaptığı basın toplantısında “Bir ülkenin eğitim bütçesi, savunma bütçesinden daha fazla olduğunda o ülke görevini yapmış olur” diyecek kadar duyarlı.

Sancar’a “Size Nobel ödülü almaya götüren yol ne kadar uzun ve nasıl bir bütçe ile ilerlediniz” sorusunu yönelttik. 33 yıllık bir ömür dedi ve yılda 1-1.5 milyon dolarlık bir bütçeyi koydu önümüze. Yani 45 milyon dolar. Gerisini siz düşünün…

İşte bilim, özellikle de temel araştırma böyle bir şey. Sabır, özveri, kendini adama gerekiyor. Bu tabii bilim insanları açısından. Ama yanında ülke politikası da şart. Temel araştırmayı destekleyecek bir yapıyı oluşturmak.

Gelelim Türkiye’ye… Stokholm Büyükelçiliğimizde düzenlenen resepsiyonda konuşan Cumhurbaşkanı Bilim ve Teknoloji Başdanışmanı Davut Kavranoğlu, Sancar’ın Nobel ödülü kazanmış olmasının Türkiye’nin geleceği açısından önemine değinip “birlikte işbirliği yapacağımızı umuyoruz” deyince sordum nasıl bir işbirliği hedeflediklerini… Net bir yanıt alamadım. Ardından aynı soruyu orada bulunan bir bilim insanına, İzmir’de yeni kurulan Biyoteknoloji ve Genom Merkezi’nin başkanı Prof. Mehmet Öztürk’e sordum: “Sizce Prof. Sancar’dan nasıl yararlanabilir Türkiye?” diye. Eğer Cumhurbaşkanı bu konuya önem veriyorsa, somutlaştırmalı diyerek bir fikir verdi: “Örneğin Türkiye’de bilim danışma kurulu kuruyoruz. Başına da sizi getirmek istiyoruz” dese… 

Siz ne dersiniz?…