RUHUNU SATANLAR

Sürüye kapılıp gitmenin bir diğer adıdır ruhunu satmak… Kişinin kendine yapabileceği en büyük hakarettir. Gelişmemişliğin de ispatıdır aynı zamanda.

Neden mi?..

İnsanoğlunun doğuştan getirdiği birçok yeteneği vardır. Şu dünyadaki en kıymetli görevi de bu yeteneklerini duygularıyla ve yaratıcılığıyla keşfedip geliştirmesidir. Hayatı onurlu ve şahsiyetli bir duruma getiren şeylerden biridir çeşitlilik. Irksal, tensel, renksel çeşitlilikten öte bir çeşitliliktir bu… Burada daha çok mevzubahis olan düşünsel ve fikirsel anlamda çeşitliliktir. Bu doğrultuda farklılıklara sahip olup, ortak bir paydada buluşabilmiş toplumlar birçok şeyi anlatırlar kendileri hakkında.

Öncelikle, insanı insan yapan en temel özelik olan düşünebilme yetisini kabul edilebilir düzeyde kullanabildiklerini söylerler bizlere. Hayata olan saygılarını da belirtmiş olurlar böylelikle. Sorunlarla kolayca baş edebilirler. Çünkü, sahip oldukları düşünce zenginliği doğal olarak kendilerine bir o kadar da çözümsel varlık kazandırmıştır. Oluşabilecek tüm olumsuzluklar karşısında önceden geliştirdikleri bu bağışıklık sistemi, güvenli bir ortam sağlayarak korur onları. Yani öyle kolay kolay kırılıp, yıkılmazlar.

Bu yüzden yolları hep düzgün ve temizdir…

Tüm bakışlarda ayrı bir ışıltı yer alır…

Sesler, renkler, şekiller sanki bir bütünün kusursuz ayrı birer parçalarıymış gibi bakar sizlere…

Tam da bu yüzden, anlamsız konuşmalar ve tekrarlar yoktur hayatlarında…

Farklılıkların getirdiği saygı, aynı zamanda sevgiyi ve iyiliği de beslemiştir…

Kavga etmesini de gayet iyi bilirler… Ama öyle ahmakça atışıp durmazlar. Ağız dalaşından çok farklıdır yaptıkları. Gerçekten amaçlı ve bilinçlidir kavgaları. Bu kavgalarda hayatı daha iyi, daha güzel yapma gayesi güttükleri için her tartışmaları sonuç verir. Daima ileriye doğru bir adım attırır kendilerine… Kavgalar birbirlerinden uzaklaştırmaz onları; aksine daha da yaklaşırlar birbirlerine… Daha çok yaşamak isterler… Farklılıklara rağmen yine de müşterek bir yaşamın parçası olmaktan alırlar bu isteği.

Muhalefet yaşamı kendi ince işçilikleriyle dokuyabilmeyi başarmış bu zeki kitlelerin en büyük şansları, kendi özgün ruhlarını koruyabilecek kadar akıllı davranmaları olmuştur.
Onlar, sürüye katılmayı reddederek ruhlarının özgünlüğüyle yaşamakta karar kılmışlardır.

***

Yolları her daim bozuk ve kirli olan toplumların ise düştükleri vaziyet hiç de iç açıcı değildir. Aynı şeyleri düşünmeyi, aynı hisleri hissetmeyi büyük bir zenginlik sanan toplumlar, tüm dünyaya ibret olabilecek yaşam tarzlarıyla dikkat çekerler. Tepeden tırnağa kadar batmış oldukları aleladelik onları büyük bir sefaletin içine sürüklemiştir.

Karanlık bir kuyunun içinde, birbirleriyle uyum hâlinde öylece ilerler.

Bakışlarda aynı çaresizliğin korkutuculuğu yer alır…

Çıkan her ses neredeyse aynı gıcırtıya sahiptir…

Konuşulanlar ve tartışılanlar hiçbir zaman değişmez. Çünkü, en basit sayılabilecek problemde dahi mantıklı bir çözüme ulaşamamışlardır… Aksine, sorunlar daha da büyümüş, içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Çünkü, çözümler ya da yepyeni fikirler için en az farklı iki bakış açısının gerekliliği kuralı, daha yolun en başında çiğnenmiştir. Karar, sürü halinde yaşamak olmuştur…

Yaşanılan tekdüzelik insan ilişkilerini de mahvetmiş, çok avantajlı gibi görünen uyum kavramı, oldukça talihsiz bir sıkıntıyı gündeme getirmiştir. Bu sıkıntıyla birbirlerine düşman olmuş, birbirlerinin en zayıf noktalarını yakalamak için bekler duruma gelmişlerdir.

Beklemek, adeta bir yaşam şekli halini almış ve bir süre sonra geriye doğru adımlar atmanın kaçınılmazlığını yaşatmıştır geri kalmışlara.

Hayat, ruhunu satmaya karar veren sürülere bu şekilde bedel ödeterek üzerine düşen görevi büyük bir titizlikle yerine getirmiştir… Sürünün içinde yer alarak risksiz bir hayatı yeğleyen garantörler, yaşadıklarını zannederlerken, aslında hazin bir sürgün hikâyesinin değersiz birer kahramanları oluvermişlerdir.

Hayatın adaleti burada kusursuz bir şekilde işlemiştir.