ÜLKENİN EN UZUN GECESİ

Takvimler 21 Aralık’ı gösterdiğinde yılın en uzun gecesine de gelmiş oluyoruz. 21 Aralık dünyanın en karanlık günü…

Türkiye’nin “en uzun gecesi” ise 1 Kasım 2015’de başladı.  O gün sandıklardan güçlenerek çıkan “tek kişilik” otoriter siyasi irade karanlığı koyulaştırarak ülkenin en uzun gecesinde özgürce(!) ilerliyor.

Kendi doğrularıyla gerçekler arasına 180 derecelik açılar yerleştiren zihniyet, tahrip gücü en üst düzeye çıkmış bir saldırganlık dönemini başlattı.

Yakarak ve yıkarak doğuda Kürtlere cehennem hayatı inşa ediyor. Batı da ise daha önce inşa edilmiş beton cehennemlere muhaliflerin en etkini olan gazetecileri dolduruyor.

Silivri Cezaevinde çile sırası Can Dündar ile Erdem Gül’e geldi. Nöbet sırası da bizlere…

19 Aralık Cuma günü gazeteci arkadaşım Tuluhan Tekelioğlu ile birlikte Silivri’ye doğru yola çıktığımızda, Türkiye’nin dünya çapındaki gururu Fazıl Say, gazeteci Soner Yalçın ve Cumhuriyet’ten Çiğdem Toker cezaevi kapısında nöbete başlamışlardı.

Biz nöbet saatimizde olay mahalline vardığımızda bizi “habersiz nöbetçi” şair-yazar Sunay Akın karşıladı. Nöbetleri Basın Konseyi koordine ediyordu. Hangi saatte kim Silivri Çilehanesinde olacak biliniyor. Sunay Akın zaptedilemez enerjisiyle çekip gelmişti nöbete…

Nöbet masasına geçtiğimizde ne kadar kalabalık olduğumuzu da görecektik. Daha ilk dakikalarda Ülkü Özgümüş, Güldal Gülpınar ve Ülker Harman ellerinde birer gül ile geldiler. Arkalarından da tepsi içinde sıcak çayları…

Çayların yanına en iyi ne gider diye düşünmeye fırsat kalmadan tekstil mühendisi Saim Öner haşhaşlı çörekle masamıza dahil oldu.

Bu sırada olay mahallinin devamlı nöbetçileri Cumhuriyet’ten Ali Açar, Zaman’dan Oğuzhan Köse, DHA’dan Enver Halas günün görüntüleri için deklanşörlerine basıp, kameralarının kayıt düğmelerini açtılar.

Saatler 14.00’e gelirken, Çantaköy’den Hazal Balıkevi’nin sahibi Kadir Koç, kendi elleriyle tavada pişirdiği galeta ununda hamsileriyle nöbet masasını şenlendirdi.

Bu arada Sunay Akın devamlı olarak not alıyordu. Bir ara baktım kendisine yakın halk filozofu Cemal Bekar’ın sözlerini tekrarlatıp defterine yazıyor:

-Kuyunun dibindeki kurbağa gökyüzünün sonsuzluğunu bilemez, çünkü göremez!
Filozof Cemal ayrılırken Silivri’de inşaatlarda çalışan Osman Muslu ile Rıza Sevimli öğle tatillerini Can ve Erdem’e ayırıp, cezaevinin kapısına gelmişlerdi.

Her gelen ekip biz nöbetçilerle birer hatıra fotoğrafı çektirip öyle ayrılıyorlardı, kalplerini bizimle bırakarak…

Silivrili tiyatro sanatçıları Seyran Karan, Gülfem Ertuğrul, Bahadır Helvacıoğlu, Oğuz Kaan Aydos, Teoman Aydan ellerinde çay dolu büyük iki termosla çıkıp geldiler. Sanatçı olduklarını düzenledikleri performansla gösterdiler. Yanlarına Sunay ile Tuluhan’ı da alıp Can ve Erdem’in kapatıldıkları 9. Bölümün hizasına kadar gidip bir ağızdan haykırdılar:

-Can… Erdem… Yalnız değilsiniz! Sizinleyiz!

Elbette duymuşlardı!..

Biliyorlardı yalnız olmadıklarını.

Eylem ekibi masaya döndüğünde yeni dayanışmacılar yanımızdaydı. Çorlu’dan Emekli Jandarma Binbaşı Sebahattin Taşan, Tekirdağ’dan Kıvılcım Ozan Gürbüz ile Dünya Gazetesi Antalya Temsilcisi Fikri Cinokur ile eşi Hatice nöbet yerini ısıtmaya başlamışlardı.

Türkiye’nin en uzun gecesi sürüyordu… Ama unuttukları bir şey vardı:

-Ne kadar uzun olursa olsun, her gecenin bir sabahı vardı!..