MİLLET İFLAS, ÜMMET MÜFLİS!

PKK ile barış görüşmelerinin başlatıldığı ve gizlice sürdürülmesine karşılık hükümetin Apo’ya falan yönelik ılımlı söylemiyle, kamuoyunda « bir barış olabilir » rüzgarının estirildiği günlerdi.

Bir yandan AKP borazanları, öte yandan iç barışa ve huzura aç ülkenin iyi niyetli kimi aydınları; Kürt milliyetçilerinin yıllardır şikayet ettiği « asimilasyon » politikasına karşı « entegrasyon » önerisiyle federatif bir devlet modelini savunmaya başladılar.

Federatif deyince de varsa yoksa İspanya’yı örnek gösteriyorlar, Belçika, Almanya ya da İsviçre’yi hiç düşünmüyorlardı.

Akıllarınca İspanya ile Fransa arasında bölünmüş Basklar ve Katalanlar ile birden fazla ülke arasında bölünmüş Kürtler pek bir benzeşiyordu. Federatif sistem İspanya’da olduğu gibi Türkiye’ye de barış ve demokrasi getirirdi…

Ne iyi, ne de kötü niyetli, sadece gerçeği saptamaya çalışan biri olarak; o günlerde dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştım: Devlet yapılanması tarihsel bir sürecin sonucu olup parmak şıklatmasıyla ulusaldan federatife ya da tersi yönde değişemezdi. İspanya’daki 17 özerk yönetim, dünden bugüne var olmamıştı. Aynı bölgeler, bin yıl önce de Kraliyet’ten özerk Prensliklerdi.

***

İspanya, tarihinde yalnızca 40 yıl süren frankist dikta sırasında ulus devlet olmaya çalışmış, Franco ölünce de özüne, yani Ortaçağ’daki federatif yapısına dönmüş; demokratik jargon da eski prensliklere « özerk bölge » demişti.

Üstelik, federatif entegrasyon hiç bir ayrılıkçılığın karşıtı ve çaresi olamazdı!

Nitekim bir süre sonra ekonomik krize giren Avrupa’da; Büyük Britanya, Belçika, hatta İtalya gibi entegrasyonla birliğini sağlamış birçok devlette çatlamalar başladı.

İspanya’da Baskların ETA’sı gibi bir terör örgütü bile olmayan Katalonya, İspanya’dan bağımsızlık istiyor ve ayrılık yolunda emin adımlarla yürüyor.

Demek ki neymiş? Her federasyon ve entegrasyon; etnik, siyasal ya da dinsel herhangi bir ayrılıkçılığın panzehiri değilmiş!

***

Oysa gerçek ulus devlet ve gerçek asimilasyon, öyle mi?

İşte Fransa: Pirene dağları, bir ucunda Baskları, bir ucunda Katalanları ikiye bölerek İspanya ile sınırını oluşturuyor.
İspanya’daki Basklar arasında ETA terörüyle can alan ayrılıkçılar cirit atar, Katalanlar referandumla bağımsız devlet olmayı oylarken; Fransa’daki Bask ve Katalanların gıkı çıkmıyor. Soydaşlarının birkaç kilometre ötede Madrid’e karşı açtıkları bayrak savaşını, mutlu bir huzur içinde, futbol maçı seyreder gibi izliyorlar.

Üstelik İspanya’dakilerle aynısını konuştukları özgün dilleri, Fransa’daki okullarda zorunlu ders bile değil!

Peki neden bunca ilgisizler İspanya’dakilerin milliyetçiliğine? Çünkü Fransa’daki Katalanlar ve Basklar; tıpkı Brötonlar, Normanlar, Gaskonlar gibi gerçekten asimilasyona uğramış halklar…

Çünkü Fransa, yüzyıllar önce ve ağır zulüm yaparak ulus devlet olmayı başarmış. Bugün Fransa’yı tehdit eden biricik ayrılıkçılık, küçücük bir ada olduğu için tokadını okkalı indiremediği Korsika milliyetçiliği.

Gelecekteki sorunu ise, demokrasi dönemine denk geldiği için asimile değil de entegre etmeye çalışıp edemediği Müslüman azınlık…

***

Bu saptamalar, asimilasyon güzellemesi değildir.

Demokrasiye inanan kimse asimilasyon yanlısı olamaz, ben de değilim.

Anlatmaya çalıştığım, Türkiye’de Kürtlerin gördükleri yoğun zulme karşı asimile edilmedikleri, edilemedikleri. Eğer asimilasyon olsaydı, ne Kürt milliyetçiliği var olurdu, ne PKK…

Türkiye’de güya barışı görüşürken bölgesel bir iç savaşa dönüşen bugünkü durumda, ülkeyi ulus devlet olmaktan çıkaran AKP iktidarının ümmi devletin çare olamayacağı Kürt milliyetçiliğine ilişkin hiç bir çözümü yok!

Oldum olası dış odaklara bağlı PKK’nın Türkiye kininden öteye bir ulusal projesi bulunmuyor.

PKK’yı inkar edemeyen HDP’nin de kesin konturları yok: halkların kardeşliğinden ne beklediği, ereği belirsiz bir şiir.

Dehşet de zaten neyi niçin yaptığını bilmeyenlerin kör vahşetidir. İşte böyle bir dehşeti yaşıyoruz.

Milliyetçiliğe karşı savaşmak için milletlere ihtiyaç vardır. 
Michel Barnier