UNUTMAMAYI DİLEYELİM

Yeni yıla girerken her şeyden önce unutmamayı dileyelim. En çok bunu isteyelim… Çünkü, maalesef toplum olarak yaşadıklarımızı unutmaya, sineye çekmeye pek bir meraklıyız. Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi hayata devam etmeyi, başımıza gelen bütün felaketlere sırt dönmeyi oldukça iyi beceriyoruz. Bunun bizi nasıl mahvettiği de gayet açık ve net…

Bu yüzden hırsızların sayısı değişmiyor, hatta artıyor bu ülkede. Çünkü, hırsızlık yapanı, talan edeni cezalandırmıyoruz. Sınavlarımızdaki sorularımıza dahi hırsızın eli ulaşmışken, biz sesimizi çıkarmıyoruz. Aksine, hırsızı garip bir şekilde pohpohlayıp en başta tutmak için çabalıyoruz. “Nasıl yani?..” derseniz, dönüp 2015’in Kasım ayına bakabilirsiniz.

Haktan ve hukuktan bahsederken mangalda kül bırakmayan bizler, her gün yürüdüğümüz sokakta, çalıştığımız ofiste, girdiğimiz sınıfta, bulunmak zorunda kaldığımız her yerde nice haksızlığa maruz kalıyor, nice haksızlığa imza atıyor ve nice haksızlığa tanıklık ediyoruz. Fakat yine de sessiz kalıyor, hiçbir şey yapmıyoruz. Anlaşılan o ki adaletsizliklerle ve haksızlıklarla yaşamayı çok seviyoruz. Konuşmalarımız sadece kendimizi tatmin etme yolunda iş görüyor. Ayrıca, sadece konuşup tartışarak esasen hak ve hukuk gibi kavramları oldukça ucuz gördüğümüzü, bu gibi önemli kavramların değerini henüz tam olarak belleyememiş olmamızın itirafını ediyoruz. Zaten gerçek anlamda rahatsız olsaydık tüm adaletsizliklerden ve en önemlisi gereken zamanlarda gereken tepkileri verebilmiş olsaydık, şimdi birçok insan nedeni açıklanamaz bir şekilde demir parmaklıkların ardında olmazdı. “Nasıl yani?..” derseniz şu son birkaç senedir Silivri Cezaevi’nden kimlerin gelip geçtiğine şöyle bir göz atabilirsiniz. Edilen zulümleri, yapılan zorbalıkları biraz olsun hissedebilmek için kendinizi zorlayabilirsiniz.

Daima çok ahlâklı, namuslu, sevgiden ve barıştan yana olduğunu dile getiren Türk halkı olarak, insanımız ölürken, bunu oldukça olağan bir şeymiş gibi karşılayabiliyoruz. İnsan canının beş para etmediği, kadınların sokakta korkarak yürüdüğü bir ülkede yaşıyoruz. Otobüslere ve dolmuşlara tek başına binmeye cesaret edemiyor, paranoyak bir ruh haliyle yaşamımızı sürdürmeye gayret ediyoruz. Canilerin ve katillerin yollarda gayet özgüvenli olarak dolanmalarına tanıklık ediyoruz. Yine de tüm bunlara rağmen yılana dokunmuyor, işlenecek cinayetleri önceden kabul eder hale geliyoruz. “Nasıl yani?..” derseniz, 2015’in onuncu ayının, onuncu gününün saat onunda Ankara’da ne yaşandığına bakabilirsiniz.

Sözde eğitime oldukça önem veren bir toplumuz ama eğitimi yalnızca rakamların arasına hapsederek eğitimdeki kalitesizliği yıldan yıla daha da büyütüyoruz. Konuşmalarımızdan cahillik akıyor… Yazılarımız, yazdıklarımız giderek çirkinleşiyor… Kafası kocaman bir hiçlikle dolu olan yeni nesil, şimdiden geleceğin daha da berbat olacağının haberini veriyor. Ne kadar acı ki, aktif olarak kullandığımız kelimelerin sayısındaki düşüşün, cümlelerimizdeki artan niteliksizliğin, kendimizi ifade ederkenki yetersizliğin farkına varamıyor, akılsızlığı ve bilgisizliği daha da yüceltmenin peşinden koşuyoruz… “Nasıl yani?..” derseniz, üniversiteye giriş sınavında sıfır çekenlerin sayısındaki artışı yıldan yıla inceleyebilirsiniz. Yahut herhangi bir lise veya üniversite öğrencisinin, herhangi bir konuda yazdığı bir kompozisyonu ele alabilirsiniz.

***

İnkâr edilemez bir gerçek ki her senemiz bir diğerinden daha kötü geçiyor… Giderek azalmanın, eksilmenin, kaybetmenin acısı her geçen yıl daha da şiddetli oluyor. Yok pahasına ölüyor, öldürülüyoruz… Hayatı korkarak, ürkerek yaşayarak kendimize en büyük kötülüğü yapıyoruz…

İlginç olan, yaşamımız bu denli bozulmuşken sessiz kalıyor, kötülüğün büyümesine engel olacak basit ve insani bir harekette bulunmuyoruz. En basitinden bir karşı çıkış bile gösteremiyoruz. Hangi ara bu yılmışlığın içine düştük, ne zaman bu derece umutsuzlukla kıvranır olduk ben de bilmiyorum… Perişanlıklarımızdan kurtulmak için sessizliğimizi bozmak bu kadar mı zor? Doğruyu ve haklıyı savunmak ne zamandan beridir olanaksızlaştı? Kötülükle yaşamaya neden bu denli alışır olduk?..

***

Vaziyet buyken, “Yeni yıl bize para, mutluluk, şans vs. getirsin…” diyerek talepkâr taraf olmak anlamsız ve komik oluyor. Çünkü, aslında geçen her bir yıl bizlerden bir hareket, bir devinim beklerken, her defasında hayal kırıklığına uğruyor ve bu hiç hoşuna gitmiyor. Bunu bize yaşattıklarıyla da gayet güzel bir şekilde gösteriyor. “Nasıl yani?..” derseniz, 2015’in bize gösterdiklerine ve yaşattıklarına gidip bakabilirsiniz.

Neyse, yine de herkese iyi seneler…

Yaşananları unutmamak ve sessizliğimizi bozmak dileğiyle…