DÜĞMELİ DEMOKRASİ

Yeni yıla girişimiz eski yıldan beter oldu. 2016’nın ilk günü havuz medyasının manşetleri “ölüm fermanlarıyla” donatılmıştı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanları Figen Yüksekdağ ile Selahattin Demirtaş hakkında dokunulmazlıkların kaldırılması için düğmeye basılmıştı.

Bu memlekette nasıl bir demokrasi varsa, güç mevkiinde bulunanlar, ellerinin altındaki bir düğmeye basıyorlar ve bir anda siyasi hayat paramparça oluyordu.

Her şey eskiden olduğu gibi…

En tepede bulunanlar kendilerine göre “memleket için iyi” olduğuna hükmettikleri kararlar verecekler, bunu uygulamak için de sadece bir hareket yapacaklar. Emir-komuta altındaki medya da kendilerine verilen tebligatı “haber” diye yayınlayacaklar:

-Düğmeye basıldı!..

Suudi Arabistan’dan dönen Tayyip Erdoğan uçakta etrafına topladığı “tutanak memurlarına” yeni yıl projesini açıkladı:

-Öyle zannediyorum ki, HDP’lerin dokunulmazlıkları gündeme gelecek. Zaten haklarında 160 dosya var!

HDP’li vekillerin haklarında düzenlenen dosyaların tamamı siyasi görüşlerini açıkladıkları için hazırlandı. Hiç birinde hırsızlık, yolsuzluk yok!

HDP diğer partilerden farklı. En büyük farkı da tepeden tırnağa siyasi olması… Yeni bakış açıları, yeni projeler, yeni uygulamalar ortaya koyuyorlar. Onları dinlemek, önerilerini tartışmak yerine kurşuna dizmek istiyorlar.

Tıpkı onlara oy verenlere şu anda yaptıkları gibi!..

Erdoğan bir de demokratik(!) parantez açmış:

-Partilerin kapatılmasına karşıyız. Sadece milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılabilir.

Gel de 12 Eylül’ü hatırlama şimdi… Darbe sonrasında siyasi faaliyetler serbest bırakılmış, yeni partiler kuruluyor.

Kurucular liste halinde Milli Güvenlik Konseyi (MGK) adlı cuntaya sunuluyor. Onlar da kavun karpuz seçer gibi kurucu seçiyorlardı. İstemedikleri partilerin kurucu üyelerini veto ediyorlardı. Yeni kurucular bulunuyor, Cunta onları da veto ediyordu. Seçime sokmak istemediklerini bu yolla engelliyorlardı.

Şimdi de benzer bir yola giriliyor. Partiler kalacak sadece içleri boşaltılacak!

Bu çıkmaz sokaktır. Şimdiye kadar kapatılan Kürt partileri, kapatanlara şifa oldu mu? Yine olmayacak. Çünkü tercih edilen yol bir çıkmaz sokaktır!

Burada kaybeden Türkiye olacaktır.

Demokrasinin yasama organı olur, yürütme organı olur, yargı organı olur. Ama parmakla basılınca her şeyini değiştirecek bir aparatı olmaz. Devletin yönetim koltuğuna monte edilmiş olanı yoktur. Olursa onun adına başka bir şey denilir:

-Düğmeli demokrasi!
 
AKP huzur istemiyor!

Bir siyasi parti en fazla ne ister?

Seçimlere girip halkın çoğunluğunun oyunu almak…

Sonra bu desteğin devamını sağlamak ve iktidarda kalma süresini uzatmak…

AKP, 1 Kasım 2015’te yüzde 49.5 oy alarak yeniden tek başına iktidar oldu.

Cumhurbaşkanlığı makamı AKP’nin elinde. Başbakanlık onda. Ordu, polis, yargı, milli eğitim, diyanet, gibi her iktidarın önemsediği kurumlar AKP’nin elinde. Meclis’ten istedikleri yasayı çıkartabiliyorlar. Ülkeyi istedikleri gibi yönetme konusunda hiçbir engelleri yok.

Ama gelin görün ki, yine olmuyor. Bakın halimize:

-Ülkede huzur yok!
 
CHP, AKP’den uzak durmalı
 
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bugünlerde “mutlu mesut” bir evreye girdi! Ülkenin kaderini etkileyecek gelişmelerin odağında yer almaya davet edildi. Bu gelişmenin hazzı CHP Sözcüsü Prof. Dr. Haluk Koç’un basın açıklamalarındaki tebessümünde kendini buluyor.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile yeni Anayasa değişikliği konusunda uzun ve verimli(!) görüşmeler yapıyor.

Sorumluluk alıyor CHP!..

Sadece itiraz etmekle olmaz, olumlu konularda iktidar ile işbirliği yapılmalı değil mi? CHP pozitif roller üstlenmek arzusuyla AKP’nin dümen suyuna girmekte bir beis görmüyor.

Oysa sadece kendi yaşadıklarını gözden geçirse, hayırlı bir iş için AKP’nin iyi bir partner olmadığını görebilecek. 7
Haziran 2015 Seçimleri sonrasında Davutoğlu-Kılıçdaroğlu birlikte hükümet kurmak için ne kadar mesai harcadılar değil mi?

Ama olmadı!

Neden?

Çünkü olmaması isteniyordu… Yeni bir taktikle seçime gitme planı vardı. Bunu herkes gördü. CHP hariç!..

Şimdi yine AKP’ye inanıp birlikte yeni bir Anayasa yapılabileceğini sanıyor. Oysa Davutoğlu inandığı doğruları bile hayata geçirmek konusunda isteksiz bir makamda bulunuyor. O hiçbir zaman ipleri eline alamadı. Almak istiyor mu, o da ayrı bir konu. Faşizmden önce son çıkış, demokrasi güçlerinin bir arada olabilmesidir. Bunun için başlığa dönmek gerekiyor:

-CHP, AKP’den uzak durmalı!