AHLAKSIZ DEMOKRASİ

Türkiye’nin siyasi atmosferi “alzaheimer” hastalığına benziyor. Bu amansız hastalığa yakalanmış olanların yakınları tarafından yapılmış bir tespit vardır:

-Çok kötü haldeyiz diye düşündüğünüz günden 24 saat sonra dün çok iyiymiş dersiniz!

Hastalık kötüye, daha kötüye, sonra daha da en kötüye doğru seyreder.

***

Türkiye bu süreci yaşıyor. 2016 Ocak’ın geriye doğru baktığınızda “ne kadar iyiymişiz” diyebilirsiniz. Sadece şu tespit bile yeter:

-İntihar bombacıları ve toplu katliamlar yoktu! Sokağa çıkma yasakları, hendekler, kuşatmalar, Türk şehitleri, ölü ele geçirilen Kürt gençleri hayatın bir parçası haline gelmemişti!

Bütün bunların birinci sorumlusu elbette 2002’den bu yana tek başına iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)’dir. Ve onun demokrasiye olan ihanetidir.  

Çünkü demokrasi konusunda hiçbir zaman içten olmadı bu parti. Hep “bu yaptığım şey, bana ne çıkar sağlayacak?” üzerinden siyasi adımlar attı.

Eğer Kürt Sorununu barışçı biçimde çözersem, Kürtlerden çok oy alırım diye düşünerek, “Çözüm Süreci” adıyla bir adım attı. Büyük bir destek aldı. Oyaladı, oyaladı, oyaladı. O zamana kadar da İmralı’ya ve Abdullah Öcalan’a legal bir siyasi merkez olarak ülke gündeminde yer temin edildi. HDP heyetlerinin düzenli ziyaretleri olağan hale getirildi.

Sonra 7 Haziran 2015’e gelindi.

AKP baktı ki, bu “iyilikleri”(!) karşılık alamamış. Kürtler oylarını topluca HDP’ye vermişler. Madem “barışla” olmadı bir defa da “savaşla” seçime gideceğiz diyerek demokrasiye bir defa daha ihanet etti.

Bu durum Türk sağının genlerinde olan bir yapısal sorundur. Demokrasiyi her zaman kendileri için istediler.

Hedeflerine varınca da verdikleri sözleri, açıkladıkları programları olduğu gibi bir kenara fırlatıp attılar.

Kökleri böyle Türk sağının…

Sıklıkla başvurdukları ünlü “düşünürleri” Necip Fazıl Kısakürek’in siyasi bakış açısını ele alalım. Bugün iktidarda olanların Üstatları 10 Ekim 1967’de Babıalide Sabah gazetesinde şöyle yazıyordu:

“Ey Allahsız, kitapsız, dinsiz, imansız, kızıl köpekler! Ölüm sizlere ölüm… Ey kızıl sürüleri! İslam aslanları, Türk yiğitleri kükredi. Hudutlarımız içinde size ve sizin bütün şer organlarınıza ölüm yağdıracağız ölüm!” (Vatansız

Gazeteci/Doğan Özgüden/Cilt:1 S:412/Belge Yayınları)

Kısakürek’in erken kaleme aldığı icraatçı ruh 2000’lerde vücuda gelecekti. Yazık ki o göremedi!!!

Daha öncesi de var. İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminde 1945’te Türkiye’de de demokrasiye geçiş aşamaları yaşanıyor. Zekeriya Sertel, Sabiha Sertel’in Tan gazetesi yayında bir Görüşler Dergisi yayınlanacaktır. Bu derginin kuruluş aşamalarında Celal Bayar, Adnan Menderes, Tevfik Rüştü Aras yer alırlar. Ama sonra ne olur? Demokrat Parti 1950 Seçimlerinde tek başına iktidara gelir, iktidarının birinci yılında “51 Tevkifatı” olarak tarihe geçen solcu aydınları toplayıp içeri atar!

Zaman geçer dönem kahramanları eski günleri anlatırlarken “birlikte demokrasi mücadelesi verdik” diyerek soldakileri selamlarlar…

Biz iktidarda siz cezaevlerinde epey mücadele ettik!

Bugünlerde de aynı şeyleri yaşıyoruz. Dünün mağdurları, “türban çilesi” çekmişleri, şimdi iktidarda olmanın rahatlığı ve artık bize bir şey olmaz garanticiliğiyle demokrasiye ait ne keder değer varsa üstüne basıp geçiyorlar.

Utanma, sıkılma, mahcup olma gibi halleri kendi içlerinden çıkartıp attılar.

Herkesi kendileri gibi düşünmek zorunda olmaya ikna etmeye çalışıyorlar. 1128 Akademisyenin İmzaları için TRT’de yaptırdıkları haberlere “toplumun her kesiminden tepkiler geliyor” dedikten sonra şu metin okunuyor:

-Cumhuriyet Savcıları harekete geçtiler!

İktidar bunları yapıyor da yanında yer alanlar ne yapıyorlar? Ne yazıyorlar? Bu kadar da olmaz artık diyenleri var mı?

Yok!

Türk sağının genetik-ahlaki yapısı demokrasiyle katiyen uyuşmuyor. Eğer mutlaka bir isim vermek gerekiyorsa,

Demokrat Parti’den AKP’ye şu tanım çok yakışır

-Ahlaksız Demokrasi!