BAŞKAN OLACAM İLLA Kİ!

Başkanlık sistemine geçmemiz şartmış: O zaman tüm aksaklıklar düzelecek, her açıdan kusursuz bir G8 adayı olacağız; kuşkusuz olimpiyatlardan birini kabul etmemiz için de yalvarmaya başlayacaklardır.

ABD’de bu sistemin, Fransa’da ise yarı başkanlığın yürürlükte olduğu söyleniyor. Sistemin Hitler Almanyası’nda yol açtığı başarıları unutmuş olanlara “Peki, hiç olmazsa ABD ya da Fransa gibi kalkınmak istemez misiniz?” diye soruluyor.

ABD’ye bakıyoruz: Başkanı denetleyen bir yüksek mahkeme var. Bu mahkemenin üyelerini kim atıyor? Senato’nun önerdiği adayları başkan atıyor! Ancak bir kez atanan üye, yaşamının sonuna dek yerinden alınamayacağı için başkana karşı sağlam bir bağışıklığa kavuşmuş oluyor.

Başka? Başkanı denetleyen Kongre de var: Kongre, başkana politikalarını gerçekleştirmesi için gereken mali olanakları sağlamayarak engel olabiliyor.

Başkan, vatana ihanet gibi suçlar nedeniyle suçlanıp yargılanabiliyor. Senato o durumda mahkeme vazifesini görüyor.

Fransa’da, yargı cidden bağımsız ve siyasal harcamaları, “Partilerin Hesaplarını İnceleyen Komisyon” gibi birçok kuruluş başkanı ciddi bir şekilde denetleyebiliyor.

Şimdi bizimkine gelelim: Başkan seçersek onu kim, nasıl denetleyebilecek?

Meclis’te iktidar partisi vekilleri, kendilerini aday göstereni mi denetleyecekler?

Yargı?

Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın 2014’te söyledikleri kulaklarımızdadır:

“2010’dan sonra yargıda vesayet sistemi oluşturuldu. Yargıya yönelik düzenlemelerde bu vesayeti bitirmek adına hareket edildiği söyleniyor. Ancak öncekinden daha vahim bir vesayet sistemi oluşturuluyor. Bunların çoğu hukuki olmayan düzenlemeler. Yargının durumu iç açıcı değil.”

Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen, geçen aralıkta Meclis’e bir araştırma önergesi verdiğinde ne demişti? “Yargının bağımsız ve tarafsız olması ile ilgili Türkiye’nin imzaladığı uluslararası sözleşmelere rağmen AB 2015 yılı Türkiye Raporu’nda, Türkiye’de yargının bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin zarar gördüğü; hâkimler ve savcıların yoğun siyasi baskı altında olduğu; davalarda ayrımcı adalet ve siyasi müdahale uygulandığı konusunda çok sayıda bildirimin söz konusu olduğuna … yönelik eleştiriler yer almaktadır.”

Bu koşullarda bizden hiçbir gücün kontrol edemeyeceği bir başkan seçmemiz isteniyor ve bu kimsenin bizi ilgilendiren tüm konularda doğru karar vereceğine inanmamız bekleniyor. O her şeyi 77 milyonumuzdan iyi bilecek olanı isabetle seçemezsek mahvoluruz.

Böyle birini adaylar arasından halkoylamasıyla değil, psikologların oluşturacakları bir heyetçe yapılacak zekâ kat sayısı (IQ) ölçümleri ve de psikiyatri uzmanlarının ruhsal denge açısından değerlendirmeleri yoluyla saptamamız daha doğru olacaktır.