CAHİLİYE DÖNEMİ

Ayırmak onların işi… Çok seviyorlar parçalayıp, lime lime etmeyi… Her şeyi bozmak tüm çabaları… Elimizde varolan tüm değerleri, tüm güzellikleri yemek için tıpkı birer yamyam gibi çalışıyorlar… Acımak yok… Büyük bir hesaplaşma onlarınki… Atatürk ve onun kurduğu cumhuriyetle alâkalı tüm dertleri… Bilgiye düşmanlar… İlericiliği sevmiyorlar… Sanattan, bilimden, özgür düşünceden nefret ediyorlar… Zenginlikleriyle döşeyip süsledikleri saraylarından, berbat fikirler üretip, hayatlarımızı ucuzlaştırıyor, elde iyi olan ne varsa hepsini katlediyorlar bir bir…

Ne yaptılar mesela?

On ikiyi 3 tane dörde ayırdılar… Kaldı bize:

4+4+4

Sonra merdivenlerimize kadar bölmeye kalkıştılar:

Kız merdiven – Erkek merdiven

Tek bir hayalleri vardı: Cahil bir toplum yaratmak.

İşte tüm bu ayırmalar, parçalamalar ve bölmeler “Cahiliye Dönemi”nin yere atılan en temel ve en verimli tohumları oldu. Bu tohumların nasıl güzelce büyüyeceğine dair büyük bir özen ve titizlikle çalıştılar, içlerindeki kin ve nefret eşliğinde.

***

Bu bağlamda, eğitimle bu kadar çok uğraşmaları tabii ki tesadüf değildi. Okulundaki merdivenleri kız-erkek diye ayırarak inip çıkan bir çocuğun, ilerde özgür ve uygar bir yaşamdan yana olacağını beklemek adeta bir saçmalıktır ne de olsa.

Daha en başından çocukların kafası karışmaya başladı… 4’ler birbirine dolandı… Eğitim giderek daha da ciddiyetsiz ve niteliksiz bir hâl almaya başladı. Sadece not peşinde koşan kafalar, birbirinin mutsuzluğunu düşleyen kitleler yetişiyor artık.

Genel tablo şöyle:

Okula çocuğunu gönderen ana-baba hastalık derecesinde kaygılı ve telaşlı… Okula giden çocuk isteksiz ve mutsuz… Sınıfa giren çoğu hoca donanımsız ve tatminsiz…

Durum böyleyken ne yazık ki, sınıfını kimse geçemiyor bu ülkede… Sadece sınıf atladığımızı zannediyoruz… Ama gerçek şu ki hiçbirimiz sınıfımızı geçmedik… Herkes başarısız böyle bir noktada… Kaldık hepimiz sınıfta…

***

Cahiliye politikasının yarattığı, cahil bir toplumda, başarıdan söz edilemez. Ortada yalnızca bir yanılsama vardır. Bu yanılsamanın, sahte mutluluğunu yaşayan insan, aslında kendinde değildir. Bu kendinde olmama durumu “cahiliye politikası”nın biraz daha güçlü olmasına hizmet eder sadece. Yaşanabilecek felaketlerin önünü açar sonuna kadar.

Haksızın ve yanlışın hegemonyasını sağlamlaştırıp, haklıyı ve doğruyu ezer geçer. Bu cahiliye toplumunun sessizliği artarak büyür her gün ve zindana tutsak eder kalabalıkları… Namussuzların cesur çığlıkları işitilir, bir uçtan diğer bir uca…

Örneğin, bir babanın kendi öz kızına duyduğu şehvetin normal olabileceği öğretilmeye çalışılır bu ülkede… Ertesi gün alırız haberi, “Doğu’da bir baba öz kızına tecavüz etti.” diye…

Ayrıca, kendini öğretmen sanan birinin, kız öğrencisinin bacak arasını görmekten tahrik olabilecek kadar sapkın olduğuna da tanıklık etmek durumunda kalırız, ne yazık ki…

***

Fakat, yaşanan, işitilen, tanık olunan bütün bu rezilliklere rağmen yine de susmuşluk vardır her yerde… Sinir bozucu bir dinginlik haliyle, yaşar gider sürü halindeki bir yığın…

Çünkü “Cahiliye Dönemi” açılmıştır artık bir kere…

Toplum, usulca ilerler karanlıkların içine…

Sonra dönüp sorarız:

Neredeeen nereye?..