TERORİSTLER ÜLKESİ

Bir ülkede yaşayanların yüzde ellibiri teroristti. Buna rağmen, o ülkenin sokaklarında dolaşsanız, metrolarına, AVM lerine girip çıksanız rastladıklarınız insanların yüzlerine baktığınızda  her iki kişiden birinin terrorist olduğunu öyle kolay kolay fark edemezdiniz. Ne kadınları, Marlon Brando’nun Godfather (Baba) fimindeki sevgilisine, ne de erkekleri, o eski Şikago gangsterlerine benzerlerdi.
 
Derin devlet tabii ki uyumaz, teroristleri izler ve mimlerdi:

bazı kurumların e-posta adreslerinin sonuna eklenen “com.tr”, o kurumda pek çok komünist ve terrorist olduğunu belirtirdi. Kimlerin terrorist olduğunu sırası geldiğinde devlet büyükleri açıklarlardı.

Terorist olmanın bazı avantaları vardı:

Bu gibiler her tutuklanışlarında sağlık muayenesinden geçer, böylece beleşten çekap yaptırmış olurlardı.

Teroristlere  davalar açılırdı : Çoğunun dava tezkeresinde Orhan Veli’nin ciğercisinin kedisinin sokak kedisine açtığı davada ileri sürülenlere benzer iddialar yer alırdı:   

“Açlıktan bahsediyorsun /  demek ki sen teröristsin /demek bütün binaları yakan sensin/ İstanbuldakileri sen/Ankaradakileri sen /Sen ne domuzsun sen !”

O ülkede terorizmin asıl kaynağı üniversitelerdi: Buralarda  edinilen zehirli bilgiler, akademisyenleri için için kavurur, onları zamanla Baader Meinhof çetesinin üyelerine taş çıkartacak birer azılı teroriste dönüştürürdü. Terorizm zamanla profesörlerden, doçentlere, hatta asistanlara yayılır, metastaz yapardı.
 
Televizyon kanalları sık sık bu teroristlerden söz ederdi.. Babalar, bu kanalları izleyen ve “Ben de büyüyünce bu hocalardan feyz almak, onlar gibi terrorist olmak istiyorum !” diyen  çocuklarına utanmadan “İnşallah !” der, onlara yardım ve yataklık eden anaları da yangına körükle gider,”Allah o günleri göstersin !” gibi sözler söyler, adak adarlardı.
 
Çocuklar öyle konuşur, anaları ve babaları da onları desteklerdi ama  terrorist olmak pek de kolay  bir şey değildi: İnsanın yıllarca okuması, master, doktora yapması, sonra doçent, profesör falan olması , ve de terrorist olabilmek için bir tez hazırlaması  gerekirdi:

Bu tez genellikle  ağır bir ülke sorununun irdelendiği ya da insan hakları beyannamesinden  bölümler içeren, yaşam hakkından, özgürlük ve güvenlik hakkından, barıştan bahseden, işkenceyi lanetleyen bir açıklama  şeklinde olurdu.
 
O ülkede dünya kadar üniversite vardı; önemli bir bölümünün akademisyenleri bu düzeye ulaşmak, terrorist olmak için can atarlardı. Ancak bunlardan hangisinin bu sıfatı kazanacağı, hangisinin bundan böyle hep “terrorist” olarak anılacağı, öyle akademik oylamayla falan değil, aynen rektörlerin atamalarında yapıldığı gibi Cumhurbaşkanının kararıyla belirlenirdi.
 
Cumhurbaşkanı bu konudaki kararını anane gereği muhtarlarla yaptığı bir toplantıda açıklardı. İşte bu husus, o memleketin üniversitelerinin çok muhtar oldukları anlamına gelirdi.