BİLİM BARIŞIN DİLİ OLABİLİR Mİ?

Başlığa taşıdığım bu soru CERN’in 2009-2015 yılları arasında başkanlığını yapmış olan Prof. Rolf- Dieter Heuer’i Boğaziçi Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada dinlerken aklıma takıldı. Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi yani kısaca CERN, biliyorsunuz dünyanın en büyük parçacık fiziği laboratuvarı. Kamuoyu daha çok Big-Bang deneyinden ve Tanrı parçacığı diye de tanımlanan “Higgs Bozonu”ndan biliyor… Orada insanlık tarihinin en büyük deneyleri yapılıyor, evrende maddenin nasıl oluştuğuna ilişkin birçok sırrın anlaşılmasını sağlayacak olan araştırmalar bunlar. 21 asıl üyesi bulunuyor. Ancak aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 70 küsur ülkeden 12 bini aşkın bilim insanının araştırmalar yaptığı uluslararası bir arena. Birbirleri ile siyasi arenada düşman olan hatta savaşan ülkelerin bilim insanları ortak devasa bir bilim, hatta insanlık projesi üzerine on yıllardır çalışıyorlar.. Ukrayna, Rusya, Hindistan, Suudi Arabistan, İran vs… Prof. Heuer, “Bilim ve Sürdürülebilirlik; Özgün Uluslararası Kurumların Rolü” başlıklı konuşmasında bilim dünyasında rekabet ve ortak çalışmanın birlikte büyük bir ahenk içinde yürüdüğünü, barış için küresel bilim kavramının yerleştiğini belirterek “keşke politikacılar da bundan ders alsa ve yararlansalar” vurgusunu yaptı.

CERN’de yapılan yüksek enerji fiziğinin amacı sadece evrenin sırlarını araştırmak değil tabii. Binlerce fizikçi ve mühendisin işbirliğinden sanayiye, bir anlamda ürüne dönüştürülebilecek uygulama alanları da doğuyor. En bilineni gündelik hayatta internet dediğimiz www bilgi sistemi.. Ve sağlık alanında kullanılan MR görüntüleme…

Türkiye’nin 1954 yılında kurulan CERN ile ilişkisi 1961 yılında “gözlemci üye” sıfatı ile başladı. Tam üyelik için 2009’da başvurduk, yeterli bulunduk ancak sonra geri adım attık. Türkiye geçen yıldan beri ortak üye (assosiye üye) statüsünde. Neden tam üyeliği tercih etmedik tartışılır ama hiç olmazsa hem CERN Konseyi toplantılarına hem de açılan ihalelere katılabiliyor. Türkiye’den birçok üniversiteden akademisyenler CERN’e gidip projelerde çalışabiliyorlar. Halen CERN bünyesinde 130 Türk bilim insanı görev yapıyor. Aradan kısa bir süre geçmiş olmasına karşın ilk meyveler alınmaya başladı. Örneğin Gebze’de trafo imalatı üzerine faaliyet gösteren bir firma, proton hızlandırıcı cihazların mıknatıs bobinlerini üreterek CERN’in onaylı tedarikçileri arasına girdi. Bir başka firma, hassas torna ve alüminyum parçaları satmak için açılan ihaleyi kazandı. Firmanın CERN’e göndereceği parçalar çarpışma ve ses deneylerinde kullanılabilecek. Keza yine CERN ortaklığı ile Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde uzay radyasyon testlerinin yapılabileceği bir laboratuvar kurulumu projesine başlanıldığı bildirildi.

Bilimin, bundan yararlanmasını bilen toplumlara sonsuz yararı olduğu kesin. Temel araştırmalardan inovasyona, oradan üretime ve ülkelerin kalkınmasına giden yol. Uluslararası bilimsel işbirlikleri de barışçıl beraberlikler için örnek modeller. Bunun için atılması gereken önemli adımlardan biri Prof Heuer’in de vurguladığı gibi bilimi özendirmek; halkın, bilime ihtiyacı olduğu gerçeğini anlamasını sağlamak. Yani tam duvara tosladığımız nokta. Türkiye’nin, Ortadoğu ülkelerinin (İsrail ve İran hariç), Afrika’nın… Bilimden, bilimsellikten uzaklaştıkça çatışmaların, savaşların arttığı bölgelerin. Bu yüzden soru önemli: Bilim, barışın dili olabilir mi?

Farklı din, dil ve kültürden gelen bilim insanları işbirliği içinde ortak projelerde çalışabiliyorken aynı ülkelerin politikacılarının aldıkları kararlar dünyayı cehenneme çeviriyor.

Üzerinde düşünmeye değer değil mi?