ARTVİN AHLAK KRİTERLERİ!

Artvin Türkiye’nin kuzey-doğusunda yer alıyor. Güneydoğusunda yani Kürt nüfusun ağırlıkta olduğu bölgede değil. Ama, Artvinliler de bir süredir “hain” ilan edildiler!

Neden?

Çünkü itiraz ediyorlar. Biz seçimle geldik, istediğimizi asarız, istediğimizi keseriz mantığına göre ülkenin neresin gözlerine kestirdilerse orasını çiğ çiğ yemek üzere kendilerine sofra kuranlar karşı bayrak açtılar.

AKP iktidarının her yaptığını “olumlu” bulan, buna karşı çıkanları da “hain” ilan etmek üzere programlanmış, gazeteci kılığındaki “şeyler”(!) gazete sayfalarına ve televizyon ekranlarına dozerlerle dalıyorlar. İnşaatçı ruhuyla her yerin, her şeyin ve herkesin üzerine beton döküyorlar.

***

Halbuki gazetecilik onların yaptıklarından çok farklı bir şey…

Sahici gazeteciler hakkında açılıp, Kovuşturmaya Yer Olmadığına (KYOK) karar verilen dava dosyalarda yargı mensupları bile şöyle yazabiliyorlar:

“İfade özgürlüğü, sadece iyi karşılanan, rahatsız edici bulunmaya n veya kayıtsız kalınan bilgi ve fikirler için değildir!”

Bu tanımlama “AKP için yazan” güruhun icra-ı sanatını anlatıyor!

Bir de hakiki gazeteciler için yazılmış satırlar var:

“İfade özgürlüğü rahatsız edici, saldırgan bulunan, sarsıcı etki yaratan, bilgi ve fikirler için de vardır… Kamu yararını ilgilendiren bilgi ve fikirlerin açıklanmasının basının görevi olduğu, çünkü basın kamunun gözü ve kulağıdır!”

Bu evrensel ilkelerin yanından bile geçmeyenler oturup Artvin’de karda kışta sokaklara dökülmüş, dağlara çıkmış, ağaçların kesilmesine karşı çıkan yürekli insanları karalamak için yalan ve iftira üretim merkezi kurmuşlar.

Artvin’de devletin istihbarat birimlerinin uydurdukları “Marjinal Sol Gruplar” diye sözüm ona kara çalma metinlerini “haber” diye yazıp, okuyorlar. Kendileri “para” almadan hiçbir iş yapmadıklarından, ahlaki olarak direnenleri de anlayamıyorlar. Bu yüzden de “Marjinal Gruplar”  diye abuk-sabuk sıfatlar üretiyorlar!

Artvin’de onların yalanlarının tersine çok farklı bir direniş hareketi var.

Yeşil Artvin Derneği’nin çatısı altında biraya gelenlerin tek amacı binlerce yıldır olduğu gibi dağların, yerinde kalması…

Kesmeyin, biçmeyin, kazmayın, toprağı zehirlemeyin!

Yeşil Artvin Derneği’nin Başkanı Neşe Karahan şehirde bütün idari ve mülki amirlerden daha fazla itibara sahip bulunuyor. Artvinliler Karahan’ın dediklerine inanıyorlar. Çünkü hiç yalan söylemedi. En önemlisi de şu:

Yeşil Artvin Derneği yeni dönemin model alınacak örgütlenmesi şeklinde.

Hedefe yönelik! Dağlarımızı koruyalım, yağmalanmasını önleyelim!

Bu yüzden de bütün siyasi hareketlerin toplamından fazla etkiye sahip!

Artvin Direnişi bir şeyi daha çok net olarak ortaya koydu:

-Bu devlet kimin?

Sorusu çok net biçimde ortaya çıktı. Devletimiz, devletimiz diye yere göğe koyulamayan dev mekanizma küfürbaz bir işadamının özel güvenlik şirketi gibi işlev görüyor Artvin’de…

Halkın büyük çoğunluğunun isteği değil, aç gözlü bir işadamının küçük çıkarları önemli bu yapı için… Bu uğurda seferber olabiliyor.

Artvin’de sadece bir çevre mücadelesi yapılmıyor. Daha önemlisi büyük bir ahlak sınavı da veriliyor. İlerde bu direniş yazılırken mutlaka şu başlık altında toplanacak çok veri bulunacaktır:

-Artvin Ahlak Kriterleri!

Kendi kendini aldatmak devlet adamının en önde gelen niteliğidir.
Fernando Pessoa 

Can’ın morali çok iyi!

Geçen hafta Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer İstanbul’a geldi. Havaalanından doğruca Silivri’ye gitti. Türkiye’yi “Sakin Şehir” kavramıyla tanıştıran Soyer, hukuk fakültesi mezunu bir avukat olmasının faydasını gördü. Silivri Cezaevi’ne giderek Can Dündar ile görüştü.

Bizler ancak kapısına kadar gidip, nöbet tutabiliyoruz. Ama çok “arzu edersek”, bizleri de Can’ların yanına kalıcı olarak koymaktan kaçınmayacak bir düzen olduğunu biliyoruz.

Tunç Soyer ile ilk kez 2009’da Seferihisar Doğanköy’de orman yangını sonrasında verdiği “taziye yemeğinde” tanışmıştık. Benim oturduğum masada Can Dündar dışında Prof. Dr. Alpaslan Işıklı da vardı. Işıklı Hoca Can’a dönerek sordu:
-Sen Tunç’u nereden tanıyorsun?

Can olanca muzipliğiyle eskilerin konuşma biçimlerini taklit ederek başladı:

-Efendim ben Tunç’un babasını tanırım!

1980’de Ankara Sıkıyönetim Askeri Savcısı olan Albay Nurettin Soyer, MHP İddianamesini hazırlamıştı. DİSK Başkanı Kemal Türkler’in öldürülme kararının verildiği üst düzey toplantının detaylarına kadar yazmıştı.

Albay Soyer vefat ettiğinde Can böylesi bir yazı yazmış, Tunç da teşekkür etmek için onu aramıştı.

Tunç Soyer, Silivri dönüşü dostlarına ziyaretini anlatırken başlıktaki bilgiyi de verdi:

-Can’ın morali çok iyi, beni öyle güldürdü ki, gözlerimden yaş geldi!

Büyük ozan N. Hikmet’in dediği şey bu olsa gerek: Mesele esir düşmekte değil/ Teslim olmamakta!