HER TERCİH BİR VAZGEÇİŞTİR

Tercihi yıllar önce yaptı Türkiye. Kendi coğrafyasındaki hemen hemen bütün ülkeler gibi karanlık, kan ve savaş kokan, akıl ve bilimin değil de cehaletin, din simsarlığının, kimlik ve mezhep üzerinden yapılan ideolojinin egemen olduğu yolu seçti. Öfke ve nefret tohumlarını ekti; “böl-yönet” mantığı iktidarı sürdürmenin başatı oldu; özellikle son 10 yıl boyunca. Ülkeyi geleceğe taşıyacak vizyoner bakış açısı yerine, “günü kurtarma” politikalarını benimsedi. Bugün yaşadıklarımız, o ekilen tohumların hasadı.. Diyarbakır, Ankara, Sur, Sultanahmet, Cizre… İlk değil, son da olmayacak ne yazık…

Ne var ki terörle, savaşla, bu mantıkla çağ atlanmıyor. Atlanamaz… Oysa fırsat vardı; bundan 90 yıl önce bir önder ortaya çıkıp bu makus coğrafyanın ezeli kaderine inat, laikliğin, demokrasinin, kadın erkek eşitliğinin, kısacası çağdaş dünyanın kapılarını aralamıştı..

Geçen hafta bugün Ankara’daydım… Türkiye’nin en köklü, en başarılı üniversitelerinden biri, belki de birincisi olan ODTÜ’de, bozkırın içinde fışkıran “bilim ve teknoloji” vahasını geziyordum. O yüzden bazı tercihler yaparken, nelerden vazgeçmekte olduğumuzu yazmak istiyorum.

***

ODTÜ bünyesinde faaliyet gösteren MEMS (Mikro Elektro Mekanik Sistemler Merkezi) örneğin. Türkiye’nin ilk ve tek çip üretim merkezi. Termal kameralar, gece görüş dedektörleri geliştirmiş. Kamera teknolojisini dünyada sadece 4 ülke yaparken ODTÜ’nün tamamen yerli teknoloji ve tasarımla bu ürünü geliştirmesi ile Türkiye 5. ülke olmuş. MEMS Başkanı Prof. Tayfun Akın bu ileri teknolojilerin savunma sanayi dışında, sağlık, tıp ve inşaat sektöründe de kullanıldığını söylüyor. BİOMATEN örneğin.. Biyomalzeme ve Doku Mühendisliği Mükemmeliyet Merkezi. Türkiye diş dolgusundan, kontak lenslere, kalp kapaklarından, stendlere, protezlere kadar birçok biyomalzeme ve biyomedikal cihazı yurtdışından ithal ediyor. İthalat oranı yüzde 85) Oysa BİOMATEN Başkanı Prof. Vasıf Hasırcı, biyomedikal mühendisliğinde kendilerinin Avrupa’dan daha ileri bir noktada olduklarında iddialı. Güneş Enerjisi Araştırma Merkezi GÜNAM ve Rüzgâr Enerjisi Araştırma Merkezi RÜZGEM örneğin.. Her iki merkezde de yenilenebilir enerjide ulusal teknoloji geliştirme konusunda çok başarılı çalışmalar sürdürülüyor. GÜ- NAM Başkanı Prof. Raşit Turan “Almanya- Hindistan arası gibi geniş bir coğrafyada, hiçbir şirket ya da kurum güneş enerjisi hücreleri konusunda GÜNAM kadar uzman değil” diyor.. Peki, bunları ne kadar kullanıyor Türkiye? Merkezlerden çıkıyor, ODTÜ Teknoparkı geziyoruz. Arı gibi çalışan genç insanlar, araştırmacılar, girişimciler… Pırıl pırıl beyinler..

Açık olan şu ki, “istenirse” büyük başarıların da elde edilebileceği bir potansiyel var. Ama kullanıyor muyuz? Bu değerlerin ne kadar farkındayız? Hadi sıradan vatandaşı bırakın ülkenin karar vericileri ve sanayicileri ne kadar farkında? Ya da belki de soru şu neden farkında değil? Güvenmiyor mu? Önemsemiyor mu? Bilineni ithal etmek kolaycılık değil de nedir?

Böyle olduğu için yaratılan teknolojilerin ürüne dönüşmesi, ticarileşmesi, pazar bulması, sanayi tarafından kullanılması boyutundaki “tıkanma” aşılamıyor. Bu bir ekosistem. Kaliteli eğitim, araştırma kültürünün özümsenmesi, sermaye desteği, yerli üretimin desteklenmesi, girişimciliğin özendirilmesi, ihale kanunun düzenlenmesi, üniversite-sanayi işbirliği bu ekosistemin bileşenleri. Biri olmazsa diğerleri büyük resmi ortaya çıkarmaya yetmiyor.

Ve geliyoruz yazının başında bahsettiğimiz her tercih, bir vazgeçiştir konusuna.. Acı, hem de çok acı değil mi?