PUSUDAKİ NEFRET

Eskiden yine farklıydık biz, benzemezdik birbirimize.

Kimimiz doğrucuydu, kimimiz yine yalancı.

Kimimiz yine dürüsttü, kimimiz hırsız.

Birileri yine devleti soyar, ötekiler yine soyulurdu.

Kimileri devlet için öldürür, yine vatan için ölürdü kimileri.

Alçaklarımız ve yükseklerimiz, soylularımız ve soysuzlarımız vardı.

Ama birlikte ağladığımız acılar, birlikte güldüğümüz sevinçler, velhasılı ortak paydalarımız da vardı.

Artık yok.

Nefretin fay hattı girdi aramıza. Düşmanız birbirimize. Birimizin acısı, diğerinin sevinci. Ve tersi.

İşte yine bir yol ayrımındayız.

28 canımız gitti, onlarca yaralı. Kalan canlarımız yanıyor, diyeceğim ama, gerçekten hepimiz mi yanıyoruz?

Sevinenler, « Oh oldu! » diyenler yok mu?

Sanmayın ki sadece faillerin, fail olsun olmasın Türkiye’ye düşman PKK, YPG, TAK gibi oluşum ve yandaşlarının yüreği yağ bağlıyor.

***

Bu nüfusun azımsanmayacak bir bölümü IŞİD, El Kaide, El Nusra vb. ile aynı şeriat düzenini istemiyor mu?

Daha arzuladıkları devlet kurulmadan zaten aynı yaşam biçimini paylaşmıyor mu?

Onlar üzüldü mü sanırsınız?

Ordu savaşırken değil, kumpasla yenilir ve en değerli subayları hapislerde çürütülürken kılını kıpırdatmayan göbekli paşalar ve zil takıp oynayan liberal hainler arasında kaçının yüreği gerçekten sızladı, üç otobüs dolusu yangına?

O otobüslerde ölenlerin çoğu çocukluğunu yatılı okullarda geçirmiştir. Hasretler, nöbetler ve tayinler arasında savrulan asker yaşamlarında sağ kalsalar bile çok azı, binbaşılıktan ileri geçebilirdi. Üç beş masabaşı paşasının sürdüğü sefaya bakmayın, çileli meslektir askerlik.

***

Ölmek, niçin askerin, madencinin, ocunun bucunun Türkiye’de fıtratı da ABD’de değil?

Pisi pisine, pusuda ölmek midir fıtrat?

Üstelik o gece salt askerlere kurulmadı pusu.

Artvin Cerattepe’de ormanımıza, dağımıza kıymayın diye yollara dökülen binlerce sivili copla, gazla ezmek de Türkiye’ye kurulan haince bir pusu değil mi?

Artvin halkına pusu kuranlar, kendi insanını tepeleyenler mi yurttaşını terör pususundan koruyacak? Geçiniz…

Bir ülkenin doğasına, tarımına, denizine, suyuna, havasına böylesine acımasızca kıyanlar; zaten nüfusunu, geleceğini gözden çıkarmıştır. En hovardaca harcayacağı metadır insan. Boşuna mı çoğalın diyorlar?

Harcıyorlar, daha da harcayacaklar!

***

Hükümet ısrarlı. YPG yaptı diyor. Ancak daha kurbanlar teşhis edilmemişken canlı bombanın şıp diye bulunup faturanın Beşar Esad’a kesilmesi, inandırıcı değil. Zaten kimseyi de inandıramıyor. Oysa ister YPG olsun, ister TAK ya da PKK; hepsi birbirine bağlı, iplerini daima onun bunun çektiği, bölgedeki büyük oyuncuların desteğine muhtaç ölümcül kuklalar.

Türkiye de böyle bir büyük oyuncunun uçağını düşürmüştü, hatırlarsanız. Uçağın sahibi, « Sırtımızdan bıçaklandık! » demişti. « Bunun bedeli ağır olacak! »

Ankara’daki askeri personeli, uzun yıllardır Hava Kuvvetleri Komutanlığı taşır.

Patlatılan o üç otobüs ve alınan canlar, sanki düşürülen bir uçak ve havada kurşuna dizilen bir pilotun karada ödetilen « ağır» bedeli gibi değil mi?

***

Başkentin kalbinden vurulması, sırtından bıçaklanan Moskova’nın intikamı olabilir mi?

Başından beri mantıklı bir açıklama bulamıyorum, Türkiye’nin Rusya ile niçin papaz olduğuna.

Hangi çıkarımız çatışıyor Moskova’yla?

Suriye’nin toprak bütünlüğü, diyor Rusya. Sınırında Kürt devleti istemeyen Türkiye’nin de işine gelmemesi gerekir bölünmüş bir Suriye.

IŞİD’le savaşıyor Rusya. Eh, Türkiye de IŞİD’e karşıyım diyor, hatta savaşmaya hazırlanıyor.

Rusya’ya YPG’yi silahlandırıyor diye kızılıyorsa, ABD de silahlandırıyor; ama Amerikan uçaklarına İncirlik üssünü açıyor Rus uçağını düşüren hükümet!

Türkiye ile Rusya’nın Suriye konusundaki yegane anlaşmazlığı, en azından görünürde, Putin’in Beşar Esad’ı tutarken Erdoğan’ın indirmek istemesi.

Bu mudur yani?

Bu değilse nedir?

Devlet nedir, dış politika nedir, mantık, akıl, algı, ölçü nerededir?

Her kim ki bakışlarını can çekişen bir askerin donuk gözlerine daldırır, herhangi bir savaşı başlatmadan önce iki
kere düşünür. Otto Von Bismark