SEVGİYE MUHTACIZ HEPİMİZ…

Tamamen yok olmanın anahtar kelimesi “sevgi”dir bu hayatta… Ne zaman sevmekten vazgeçer ve sevilmekten mahrum kalırsak, işte o zaman yaşam durur hepimiz için. Sevgiden yoksunluk, delirmenin birebir karşılığıdır aslında. Sevgiyi bu denli önemli kılan şey, yaşamın varoluş amaçlarından birisi olmasıdır. Doğadaki uyumun ve hayatın devamlılığının en temel dayanak noktası, hiç şüphesiz sevgidir. Dolayısıyla, yaşadıklarımızda ve ister küçük ister büyük olsun muhatap olduğumuz tüm şeylerde sevgi varsa, hayat zevkli ve keyiflidir. Çünkü bu sevgi, bağlılığı, samimiyeti, üretimi ve özveriyi zorunlu kılmıştır. Bütün bu unsurların varlığı elbette ki hayatın mükemmel ve kusursuz olacağı anlamına gelmez. Fakat, en azından olabilecek tüm sorunlarla başa çıkılacağının güvencesini verir.

O halde, gündeminde her gün “yok olmak” olan bir toplum hakkında söylenebilecek en doğru şeylerden bir tanesi, o toplumun giderek sevmekten ve sevilmekten uzaklaştığı ve hatta kendinden bile nefret etme raddesine gelmiş olmasıdır. Kanla uyanan ve gözyaşıyla uyuyan bir kitlenin delirmişliği, sevgiden mahrumiyetin bir diğer ispatıdır.

***

Türk toplumu olarak ciddi sıkıntı içindeyiz… Gerçekten de giderek deliriyoruz. Bu durumu anlamak hiç de zor değil… Bunun idrakine varmak için sadece her gün okuduğumuz gazete başlıklarına bakmak yeterli…

Sahtekâr, kendini inkâr eden, yalandan ve talandan beslenen, daima yanlıştan taraf olan, katiller ülkesi oluverip çıktık. Gündelik ilişkilerimiz bile hastalıklı… Neye niçin değer verdiğimizi bilmiyoruz; daha doğrusu hiçbir şeye değer vermiyor, değersizliği yaşam biçimi haline getiriyoruz… Olanı tüketiyor ve yerine hiçbir şey koymuyoruz… Küçük büyük menfaatlerle yaşamayı başarı sayıyoruz… Dostluklarımızın büyüklüğünü, cingözlüğümüzle ölçmeye kalkışacak kadar saygısız, alçak ve rezil bir hayatın peşinden koşuyoruz… Dalkavukluklar ve riyakârlıklar eşliğinde mutlu bir yaşama sahip olabileceğimize inanıyor, bu talihsiz yanılgının bizleri düşürdüğü içler acısı noktadan dünyaya bakıyor ve hiçbir şey göremiyoruz…

Bu yüzden de susuyoruz…

Hani bazılarımız bu sessizliğimize anlam veremiyor ya, aslında anlam verebilmek için birçok neden ortada ve görülmeyi bekliyor yukarıda değinilenler gibi… Böylesine sorunlu bir sosyal yapıdan durup da ülkedeki sorunlara karşı ses çıkarmasını bekleyemezsiniz. Çünkü bu toplumun kendisi problemli olmayı seçmiştir, bu bir tercihtir; bundan sapıkça bir haz duyulmakta ve bundan beslenilmektedir. Düzen bunun üzerine kurulmuştur bu memlekette. Ses çıkarmak, suskunluğu bozmak bu düzeni bozacak ve sorunlu olan yapının çıkarlarına ters düşecektir.

***

Tüm bunların en temel sebebi sevgisizliktir. En başta sevmeyi unutmuş, bunun doğal bir sonucu olarak da sevilmekten mahrum bırakılmış bir toplum olarak, oldukça zavallı ve çaresiz bir duruma düştüğümüz, ne yazık ki yadsınamaz bir gerçek oluvermiştir. Sevgi, içki masalarının ucuz mezesi değildir, hiçbir zaman da olmayacaktır. Onu, ağız-yüz eğerek bükerek uzun havalarda da yaşayamaz ve hissedemezsiniz. Sevgiden bahsedebilmek ve onu yaşayabilmek için belirli bir seviyeye ulaşmak gereklidir. Onun ruhunu anlamak için önce hayatı merak etmek, düşünmek ve fikir üretebilmek gibi bazı başlıca, insanca ölçütleri yerine getirebilmek şarttır.

İşte yıllardır bu temel gerekliliklerden yoksun olduğumuz için;

Sevgiye muhtacız hepimiz…