HEP YOKSULLAR ÖLÜYOR

Haftalardır ölüm haberleriyle yatıyor ölüm haberleriyle kalkıyoruz. Televizyon kanalları ölümleri en ince ayrıntılarıyla evlerimize getiriyor. Genç ölüleri altlarında adları yazılı fotoğraflarından tanıyoruz. Askeri tesislerde şehitler için yapılan veda törenlerini izliyoruz. TV kameraları bizi cenaze evlerine, camiye, mezarlığa götürüyor. Geride kalanların acılarına, dinmeyen gözyaşlarına tanık oluyoruz.

Şehitlerin ortak özelliği çok büyük çoğunluğunun kent çeperlerinde, kasaba ve köylerde yaşayan, günlük ekmek kavgası veren yoksul ailelerden geliyor olmaları.

Anneler, babalar, eşler, çocuklar geleceğe dair belki biraz daha iyi yaşayabilme umutlarını şehit verdikleri oğullarına, eşlerine, babalarına bağlamışlar. Bir anda kirli bir kurşunla yitip gidiyor umutları.

***

Her seferinde kendi kendime soruyorum, savaşlarda niçin hep yoksullar ölüyor diye.

Nasıl oluyor da hiçbir siyaset adamının, hiçbir işadamının, asker veya sivil hiçbir bürokratın oğlu yoksulların şehit düştükleri çatışma alanlarında can vermiyor?

Şehadet, İslam inancında yüce bir mertebeyse eğer bunlar bu mertebeye erişmemek için özel bir çaba mı harcıyorlar?

Ayrıcalıklı bir konumları mı var?

***

Birçok bilge insan savaş üzerine düşünmüş.

“Bütün savaşları dövüşemeyecek kadar korkak olan bu yüzden de kendileri adına dövüşmek için dünyanın gençlerini cepheye süren hırsızlar çıkarır.” (Litvanya doğumlu Yahudi asıllı ABD’li yazar Emma Goldman)

“Savaşı zenginler çıkarır, yoksullar ölür.” (Fransız düşünür ve yazar Jean Paul Sartre)

“Savaşın sonunu sadece ölüler görür.” (Yunan filozofu Platon)

“Savaş zamanı, hakikat o kadar kıymetlidir ki, yalanlardan bir duvarla korunur.” (Eski İngiltere Başbakanı Winston Churchill)

“Savaş kimin haklı olduğuna değil, kimin güçsüz olduğuna karar verir.” (İngiliz düşünür Bertrand Russell)

Bu sözler, “savaş” denen ölümcül kapışmanın özünde bir “sınıf çatışması” olduğunu göstermiyor mu?

Çatışmanın her iki tarafında da ölenler hep yoksullar oluyor, dünyanın her yerinde ve bizde olduğu gibi.

***

İçine çekildiğimiz Ortadoğu bataklığındaki çok kanlı, çok ölümlü savaşta savaşı yürütenlere, savaşın daha da kızışmasını isteyenlere bir bakalım. Tümü emperyalist, emperyalizmin işbirlikçisi kapitalist ya da petrol zengini ülkeler.

Savaşa sürülüp canlarını yitirenler ise yoksul Araplar, Türkler, Kürtler, Türkmenler…

Savaşları düşünürken, kapitalizmin bir ürünü olan milliyetçilik kavramı ile değil, “sınıf çatışması”, “emek sermaye çelişkisi”, “sömüren sömürülen”, “emperyalizm”, “kapitalizm” gibi kavramlarla düşünmek gerekiyor.

Doğru sonuçlara ve doğru çözüm yollarına varabilmek için.

Hiç kimse ölmesin diye…